Üye İşlemleri

  • Misafir Ziyaretçi

 Üye ol(ücretsizdir!)
 Giriş:
Nickname

Şifre

[ Şifremi unuttum? ]

  • Üyelik:
  •Toplam:50,719    

  • Şu An Bağlı:
  • Üye:0    
  • Ziyaretçi:27    
  • Toplam:27 



 Yazılar: Naci Kaptan - Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 1

Yazılarmerso bildirdi: "
Ertuğrul Fırkateyninin kadersiz yolculuğunun anılarında,
sadece gösteriş ve siyasi ikbal uğruna 609 gemicinin, kendilerine tabut biçilen hurda bir gemiye doldurularak ölüme gönderilmelerinin trajik hikayesini okuyacaksınız.
Bu yazı dizisinde, kişisel hırs ve ihtirasların, akıl ve bilimin kuralları önüne konduğu, trajik bir ölüm yolculuğunun nasıl kurgulandığını ve gerçeklerin nasıl göz ardı edildiğini okuyacaksınız.

Bu olayların sessiz kahramanları olan gemiciye düşen, hurda da olsa, batacağını da bilse verilen emirlere uyarak kendi tabutuna çivi çakmaktır.

Bu nedenle Ertuğrul şehitleri başta olmak üzere,
limandan ayrılırken kendisine mendil sallayanlara bir daha geri dönememiş olan tüm şehit denizcilere ve denizlerde yaşamlarını sonlandıranlara, mezarları belli olmayanlara, yüce Allah'tan rahmet diliyorum.

Yazıyı aldığım kaynakçanın bütünlüğünü bozmadan bazı eklemeler ve düzenlemeler yaparak yazıyı sizlere daha keyifli okunur hale getirmeye çalıştım.

Saygılarımla
Naci Kaptan
Osmanlı ile Japonya Arasındaki Bağları Güçlendiren, Kadersiz Gemi Ertuğrul Fırkateyninin Trajik Hikayesi -1

Geminin baş kasarasına yelkenlerin gölgesine oturmuş istirahatçı vardiya personeli, yüksek sesle vatan özlemini dile getiren bir gemici marşını söylüyorlardı:

“Yol ver serdümen yol ver
Gece gündüz seyredelim
Bu havaya rabbim yol ver
Vatanımıza dönelim.”

II. Abdülhamid, 1887 yılında Japonya İmparatorunun yeğeninin bir savaş gemisiyle İstanbul'u ziyaret etmesinin ardından Japonya’ya bir heyet gönderilerek iade-i ziyaret yapılmasını emretmişti.



Bu ziyaret için İstanbul tersanelerinde yapılan Ertuğrul Fırkateyni seçildi. Fırkateyn, hem yelken hem de makine ile hareket ediyordu. Üç direkli geminin ana hareket vasıtası yelkendi. 600 beygir gücündeki makinesi de yardımcı bir itici kuvvet oluşturuyordu. 2 bin 400 ton ağırlığında, ahşap bir gemi olan Ertuğrul Fırkateyni 25 yaşındaydı. Yaklaşık 1 yıl önce ahşap kısımları tamir görmüştü. Ancak, makine ve kazanların alt bölümüne dokunulmamıştı.

1889 Temmuz ayında, sıcak bir günde İstanbul Dolmabahçe önünden demir alan Ertuğrul fırkateyni, 609 mürettebatıyla sonu bilinmeyen bir yolculuğa uğurlandı.

Sevdiklerini uğurlamaya gelenler, gözleri yaşlı, ellerindeki mendilleri, Fırkateyn Ahırkapı fenerini dönüp de gözden kayboluncaya kadar el salladılar.

Gemi kaptanı ve mürettebatı dalgın ve endişe ile İstanbul’un arkada kalan siluetini seyrederek, önlerinde olan binlerce mil yolu ve bu yola hazır olmayan teknenin, onları sağ salim getirip götüremeyeceğinin yanıtını arıyorlardı.

Kuzeyden hafif hafif esen poyraz rüzgarı açılmakta olan yelkenleri üfleyerek doldurdu ve gemi bordasına vuran ufak dalgacıkların dokunuşu ile Çanakkale boğazına yol verdi, nazlıca akarak yoluna devam etti.

Gemi süvarisi Ali bey kararmakta olan ufka baktı, havayı kokladı ve aklı yine kendisine söylenenlere gitti;

"Gitme," diyorlar, "istifa et; bu yirmi yıl önce yamanmış, bir köşeye atılmış çürük gemiyle yola çıkılmaz."

Ali Bey'in kararlı, yurtsever, inanmasını, sevmesini bilen, vazifeşinas kişiliği, etrafındaki kaypaklıklar arasında büsbütün belirginleşiyor.

"Ben bu devletin askeriyim, ekmeğini yedim. Nereye git derse giderim" diyor.

Bir an hata yapıp yapmadığını düşündü.

Sonra da omzunu silkerek, Yüce Allah’tan takdirdir, diye mırıldanarak, poyraz rüzgarına yüzünü verdi ve sonu bilinmeyen yolculuk için selamet duasını okumaya başladı.

Fırkateyn süvarisi Ali beyin geçmişi ise çok parlak,
Yüzbaşılığında Feth-i Bülend gemisinin ikinci kaptanı.
Ali Suavi vak'asında Hünkâr Yaveri.
Padişaha yaptığı haritalarla seçkinleşiyor.
Kolağası olmadan Sağ kolağası oluyor.
Daha da gelişmesi için İngiltere'ye yolluyorlar. Dil öğrenip dönüyor.

Resmine bakıyorum ömrünün çoğunu deryalarda yaşamış bu açık denizler kaptanının; bu yakışıklı, levent insanın bakışlarında denizlerden bir parça ışıyor.

Ertuğrul fırkateyninin süvarisi Ali bey, uğradıkları her limandan, karısı Ayşe hanıma mektuplar gönderdi.

Bu mektupları torunu sayın Canan Eronat paylaşıma açtı.

Tarihe ışık tutan belgeler olması nedeniyle kendisine teşekkür ediyorum.

Ertuğrul’un yolculuk macerasını anlatmaya başlamadan önce sizlere Gemi süvarisi Ali beyin torunu sayın Canan Eronat'ın yazısını sunacağım.

Naci Kaptan 15.08.2007





Ali Bey'den Ayşe Hanım'a Mektuplar

Ertuğrul'da gizli pek çok hikayeden biri Ali Bey ile Ayşe Hanım'ın öyküsü.

Ali Bey, deneyimli ve bilgili bir denizci...

Ayşe Hanım gencecik yaşında, her an uzaklardan mektup bekleyen hayat dolu bir kadın...

"İsmetli, Hakikatli, Feragatli, Sadakatli Kadınım, Sultanım, Efendim Hazretleri"

Ertuğrul Fırkateyni Süvarisi Yarbay Ali Bey Japonya seferinden eşine yazdığı mektuplara bu sözcüklerle başlıyor. Büyük kızı Neyire'yi, kırk günlük ikizleri 'Mevhibe ile Rauf'u ve otuzunda lohusa yatağında Ayşe'sini bırakıp gittiği ve dönemediği yolculuktan gönderdiği mektuplara...

Bu mektupların otuz ikisi bugüne kadar ulaştı.

Babaannem, ölümünden kısa bir süre önce bir çantanın içine çıkıladığı mektupları elime tutuşturdu.

— Sana emanet, sıkı sakla, sakın oyuncak olmasın, diye tembihleyerek.

Mektuplar Ali Bey'in kaleminden çıkıp denizler, ülkeler aşıp Ayşanım'a varasıya kadar, Ayşanım'ın koynunda, konsolunda yangından, depremden kurtulup günümüze ulaşasıya kadar nice serüvenden geçmişti.

Katlarını açmaya, gizini bozmaya gönlüm razı olmuyordu. Açsam da nasıl okuyacaktım. İçinde deryalara sığmaz bir sevdanın dürüldüğünü, çocukluğumdan beri dinlediğim efsanenin en gerçek yüzünün saklı olduğunu bilsem bile.

Ya benden sonra...

Emeklerini, sabırlarını unutamayacağım sevgili hocam, her zaman güç kaynağım Sıdıka Saltuk, dostlarım Dürriye Köprülü ve Prof. İctihadi'nin himmetiyle mektuplar yeni yazıya aktarıldı. İşin içinden çıkamadığımızda Ömer Asım Aksoy'a başvurduk.

Hepsine minnetim sonsuz. Mektuplar okundukça Ertuğrul'un yiğit seçkin yüzlerce vatan evladıyla okyanuslara niçin gömüldüğü bütün dehşetiyle çıkıyordu ortaya.

İleri sayfalara, derleyebildiğim belgeleri, bilgileri, farklı kişilerden yorumları Ertuğrul gerçeğine ışık tutar umuduyla ekledim. Yine de bir asırdır yanıtını bulamamış sorular havada hevenk olmuş duruyor.

II. Abdülhamid'in derdi ne idi? Nasıl böyle bir insan gücünü gözden çıkarabildi? Uzakdoğu Müslümanlarına Halifelerinin etkinliğini, yetkinliğini göstermeye mi? Kanıtlamaya kalktığı gücünü yirmi yıl önce yamanmış, ahşap, çürük Ertuğrul Fırkateyni ile mi ispat edecekti?

Vehmi ile daha da çürüttüğü donanmasıyla mı?

Yol boyunca arızalarla boğuşan tekneye "yola devam" emri kimden geliyordu?

Bu sorular beni aşıyor...



Bu bahtsız geminin süvarisi Ali Bey'in enginlere açılışı, sırtına heybesini vurup Tekirdağ'ın Dedecik köyündeki yuvasını terkederek, denizcilik uğruna Heybeliada okulunun yolunu tutuşuyla başlıyor. Oshima kayalıklarında ortadan biçilen gemisinin son parçasına yapışmış, sırtında şanlı üniforması sularda yiğitçe şehit oluşuna kadar uzanıyor.

Ali Bey'in kararlı, yurtsever, inanmasını, sevmesini bilen, vazifeşinas kişiliği, etrafındaki kaypaklıklar arasında büsbütün belirginleşiyor.

"Gitme," diyorlar, "istifa et; bu yirmi yıl önce yamanmış, bir köşeye atılmış çürük gemiyle yola çıkılmaz."

"Ben bu devletin askeriyim, ekmeğini yedim. Nereye git derse giderim" diyor. Ali Bey yaptığı işe güzellikler katmasını bilen, işiyle bütünleşen bir adam.

Resim yapmayı, harita çizmeyi, hat sanatını, Şehzade Mecid Efendi'nin hocalığına seçilecek kadar ilerletmiş.

Çok iyi bir öğrenciliği var. Güverteye ayrılıyor.
Yüzbaşılığında Feth-i Bülend gemisinin ikinci kaptanı.
Ali Suavi vak'asında Hünkâr Yaveri.
Padişaha yaptığı haritalarla seçkinleşiyor.
Kolağası olmadan Sağkolağası oluyor.
Daha da gelişmesi için İngiltere'ye yolluyorlar. Dil öğrenip dönüyor.

Resmine bakıyorum ömrünün çoğunu deryalarda yaşamış bu açık denizler kaptanının; bu yakışıklı, levent insanın bakışlarında denizlerden bir parça ışıyor.

Babaannem şehit evladı olmanın önemini ve hüznünü taşırdı. Asker ekmeğini özler. Bir getiren oldu mu gözleri çakmaklanır. Onun bütün acılara ağlaması böyleydi, içeri doğru. Esmer ekmekten bir lokma koparır, öper, koynunda bir süre tutardı. Gemilerin batmayacağı bir dünya çok mu uzaklarda?...
Naci Kaptan
"



Forumlarımızda daha fazla hikaye ,yazı okuyabilirsiniz...


En Son Eklenen 20 Başlık:
  Zeka, Beyin ve Gelecek
  Satanizm
  Çandırda Şah Sultan Hatun Türbesi veya Geçeğin Öteki Yüzü
  İki Şâir ve Bir Şehir: Nâbî'nin ve Fikret'in İstanbul'u
  Haldun Taner - Eczanenin Akşam Müşterileri
  Antonin Artaud - İntihar Üzerine
  Yılmaz Güney - Selimiye Mektupları
  Ludwig Van Beethoven - Giulietta Guicciardi'ye Mektupları
  Dr. Ali Şeriati - Özgürlük Kutlu Özgürlük
  Dr. Ali Şeriati - İnsanın Dört Zindanı
  Comte de Lautréamont - Maldoror'un Şarkıları'ndan
  Gündüz Vassaf - Kendimden Kendime
  Gündüz Vassaf - Cehenneme Övgü
  İsmet Özel - İşin Aslını Bilen Kim?
  Comte de Lautréamont - Maldoror'un Şarkıları
  Dücane Cündioğlu - Şöhret Halkın Zannıdır
  Mehmet Nuri Parmaksız - Şiirin Okulu Olur Mu?
  Mehmet Nuri Parmaksız - Şiir Nedir ?
  Mehmet Nuri Parmaksız - Hece mi, Aruz Mu, Serbest mi?
  Mehmet Nuri Parmaksız - Şiirimiz Nereye Gidiyor?
 

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa



Cep Melodileri - E-Kart - Gazete Oku - Turkey Travel - Bandırma Haberleri - Komik Resimler - Firma Rehberi
Sevginehri - Sayfa - Flash Games - İdealsohbet - Dudak Payı - Özlü Sözler - Ah kalbim - Gulsehri - Sizin Siteniz
 

Firma Rehberi      Benim Blog        

Copyright © Aralık 2002 Webmaster - Reklam - Tasarım: Grafdico.Com

XML NEWS  XML FORUMS


Website Statistics