nefretimsin_benim bildirdi: "Hayır hayır, sandığınız gibi değil; önümüzdeki seçim ve referandum sandıklarından söz etmiyorum bu yazıda.
Aradan yıllar geçse bile siyasi hayatımızda ne kadar az şeyin değiştiğini anlatmak için Mithat Cemal Kuntay�ın �Üç İstanbul� romanındaki bir bölümü dikkatinize getirmek istiyorum.
| Bu güzel romanda bir bölümün başlığı �İki Sandık� ama bakın bu iki sandık ne anlama geliyor:
Osmanlı�nın temellerinden sarsılan bir ev gibi yıkılmak üzere olduğu yıllarda bir Meclis-i Mebusan seçimi yapılacak.
Sakallı Vasfi adlı kişi mebus olmaya çalışıyor.
Yazar şöyle anlatıyor bu kişiyi:
�Evvela terzisini, sonra berberini değiştirdi, ceketten cüppe, pantolondan potur uçtu; ceket beline, pantolon kaba etine sımsıkı sarıldı. Sakal, çeneden muntazam sarktı.�
İttihat ve Terakki Cemiyeti�nde yükselmeye başlayan kahramanımızdaki değişiklikler bununla da bitmiyor.
Okumaya devam edelim:
�Sakallı Vasıf Cemiyet�te eskiyor, eskidikçe gizli adam oluyor; daha az konuşuyor, hususi sesle selam veriyordu. Gülerken, öksürürken, hatta geğirirken İttihat ve Terakki Cemiyeti�nin azasından olduğu belliydi.�
Bu tip ne kadar tanıdık geliyor değil mi?
Cemiyet ismini değiştirir, bilmem ne partisi yaparsanız, karşınıza hep aynı adam çıkar.
Çünkü Türkiye�nin bereketli toprağı hep sakallı ya da sakalsız Vasfi�ler yetiştirmekle ünlü.
Ne hikmetse seçimden sonra değişiyorlar ama bu değişim sadece görünüşlerinde yansıyor.
***
�Sakallı Vasfi bir gün iki sandık arasında kaldı: Mebus seçimi olacaktı. Makriköyü�nde (bugünkü Bakırköy) intihap sandığı vardı; aynı günde karısı Seniha ölmüştü. Sofular�daki evde cenaze bekliyordu. Sofular imamı Makriköyü�ndeki Sakallı Vasfi�den bir telgraf aldı: İntihap sandığını ben kaldıracağım, cenazeyi siz kaldırın.�
***
Bu vicdanlı (!) vekilin daha sonraki değişimi ise şöyle anlatılıyor:
�Günler geçtikçe Sakallı Vasfi bir nevi edebiyat icat ediyordu; genzine, ağzına acayip bir ses edinmiş sesle bağırıyor: �Azim arkadaşlar azim� diyordu. �Siz azmedin, Londra�yı takalara binerek, Berlin�i takunyalarla koşarak fethedersiniz.�
Bu T�lere, K�lere kalabalık bayılıyordu. İnsan kafaları, parmağının ucunda fırıldaklar gibi, pabucunun burnunda topaçlar gibi dönüyordu. Deve gibi yürürken arkasında insanlar köstebekler, şempanzeler, böcekler gibi küçüktü.�
Sakallı Vasi�nin maceraları böyle devam edip gidiyor, beyimiz Meşrutiyet�ten sonra da kravata merak sarıyor.
Nasıl; bu tipi tanıdınız mı?
ZULFU LIVANELI | "
|
|