Sevdim seni
Tarih: 03-10-2010, 03:42 PM Sitemize Hoşgeldiniz. (Oturum AçKayıt Ol)



Tags: sozun,
Konuyu Gönder  Mesaj önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Sözün İzi Bookmark and Share
02-09-2010, 12:21 AM
Sözün İzi Mesaj: #1
Sözün İzi
O bir tek sözcük dökülüverince dudaklarından, capcanlı hayat duruverir, donar denizler ve göller, rüzgarlar kaskatı ve karanlık bir örtü gibi kaplarlar ortalığı, ses yarı şeffaf kalakalır boşlukta, ırmaklar gibi nefesler de sanki hiç akmamış olurlar. Bir el havada kalır, bir parmak yarı bükülü dal parçasına dönüşür, bir kıvrım tarih öncesinden bir çizik gibi anlamsızlaşır, arayıcısı için giz çağrıştırır. Elektrik kablolarla kalakalır, otomobiller yollarda. Trenler sanki hiç tatlı takırtıları ile salına salına gitmemişlerdir uzak ufuklara doğru, otobüs camları binbir görüntüye pencere olmamışlardır sanki. Uçaklar ve kuşlar, aynı göğün çocuk elinden çıkmış acemi resimleridirler. Durmuş, donmuş, kalakalmıştır herşey.
Umutlar ve hayaller çıktıkları yere geri dönmüşlerdir, o sözcüğün çıkışıyla. Ne bakır levhalarla lale desenleri, ne özenle dokunmuş kuşakta gül dalları, ne suyu sinesine çekmiş ebru desenleri, ne sabahın erkenine konmuş kuş cıvıltıları, ne yeşillikler içinde şırıltısı göğe yükselen ve sessizliğin en uyumlu dostu dereler, ne üstündeki şezlongta salınıp duran dinginlik kalmıştır. Bu arada, ateşli tutkular da, buz mağarasındaki akıntı heykelleri gibi, soğuk ve yabanıl nesnelere dönüşmüşlerdir.

O bir tek sözcük kundaklamıştır ya her şeyi, ortalık toz duman, alev ve sise belenmiştir. Duygular, düşünceler, hayaller, umutlar, nesneler, sözcükler, şekillerini, seslerini ve kokularını yitirerek hiçliğin anaforunda yokluğa, yokluktan yapılma ürpertici ve tanımsız bir varlığa bürünmüşlerdir. Bir karanlık, bir ıssızlık basmıştır ortalığı. O sözcüğü söyleyen de dinleyen de aynı yitikliğin duvarında paramparça olmuşlardır. Kalmamıştır ortada ne söyleyen, ne de dinleyen.

O bir tek sözcük çekilince taşıdığı anlamdan, yani varoluş bütüncül yapısından, kopmuştur kıyamet. “Saçma”nın anlamı, sessizliğin sesi tuttuğu zemin, kaymıştır. Milimetrik kayma ya da kaybolan tüm varlıkları ve oluşu sarsmış, buz üzerinde kurulu görkemli şehrin altını oymuş ve o küçücük delikten yukarısını gözetleyen yutma histerisi, alaşağı etmiştir herşeyi. Varlık yerini yokluğa, yoklut denilen yeni ve başka bir varlığa bırakmıştır. İnadın gerdiği kas çözülmüş, umudun pembe havası dağılmış, kıskançlığın kıskacı kopmuş, zevkin tadı kaçmış, bellek silinmiş, öfke ateşi sönmüş, gözyaşı kaynağı kurumuş, mermi havada kalmış, makinalar durmuş, gülücük uçmuş, çıkmıştır çivisi soyut ve somut görüntülerin.
Gövdenin kendisine eşlik edemediği cinnet noktası, sıcaktan buharlaşan beyin, soğuktan keçeleşen ayakların hissizliği. O sözcükle patlayan atmosfer ve tuz buz olan dünya. O dünyanın parçalanması ile parçalanan ve sonsuzlukta uçuşan milyarlarca iç dünya ve dünyalar.

O sözcüğün bozduğu piyanonun tuşlarından çıkan sessizlik, kopan teliyle ne yapacağını bilemeyen keman, içinden nefes geçmeyen neyin milyarlarca yıllık sessizliği ve tüm bunların yapıp ettikleriyle anlamları olan herşeye karşı suikastı, ya da iyi niyeti. Reddin, kabul etmemenin, inkarın içindeki kabul. Olmamış olma. O sözcükle düşen çığ. O çığın altında kalan her şey. Örtmesi değil, yok etmesi çığın, hem altındakileri hem de kendini. Açığa çıkmayan çığlığı çığın.

O sözcüğün dudaklardan dökülmesiyle apansız açığa çıkan sır. Henüz hazır değilken gerçekleşen görünmez kaza. El üzerindeki elin pençeye dönüşmesi, ten üzerindeki elin aradaki perdeyi yırtan keskin bir bıçak oluşu. Kanın, içindeki hayatla, içindeyken verdiği hayatın bitişi: Kan tutması, kan donması, kana susamak, kana kana içmek arzusunun yana yana susamaya dönüşmesi. Kasılan dudakların küçülmesi, incelmesi, çizgileşmesi.

O bir tek sözcüğün patlamasıyla eriyip yitenler. Suların karaları kaplaması, yıkılan bendler, suyun içinde yüzen balıklara dönüşmesi her şeyin. Kavanozda rengarek bir misket. Sallandıkça su soyundan cama çarpıp çarpıp, diğer köşeye gidip gidip gelmesi. Köklerinden dökülen topraklara tuttunmaya çabalayan ağaç ve nafile uğraşı sırasında en ince damarlarına kadar köklerinin de çaresizce yüzgeçleşmesi. Tersyüz olmuş evler, elektrik hatlarının kısa devrelerle başlayan ve suya kendini teslim ederek biten kıvılcımlı çatırtıları. Gemi güvertesinin, suya yakınlık esnasındaki suya hasretinin su yüzüne çıkması. Kışa hazırlanmış kupkuru sivri biberlerin suya direnmeleri. Kağıtların eriyip parçalanarak, üzerlerindeki yazılardan kurtulmanın sağladığı hafiflikle, oraya buraya toz tanecikleri gibi uçuşuşu.

O sözcüğün çıktığı ağzın, az önce istekle emdiği/çektiği/somurduğu sigaranın ucundaki kor ateşin, o sözcükle sönmesi bir daha hiç aynı şekilde yanmamacasına. Bir burgu gibi dünyayı tam ortasından delerek iplik geçirmesi ve o ipliğin iki ucunu bağlayarak, biraz da gökten yıldız alıp kenarlarını süsleyip kolyeye dönüştürmesi ve bu kolyeyi olmayan bembeyaz bir boyuna takması. Ne iyimserlik, ne kötümserlik, ne güzellik duygusu, ne korku, ne umut esinlemeyen o görünmez boyundaki kolye.
Savaşlardan yorulmuş ağzı yaralı bir kılıç gibi, kullanıla kullanıla yıpranmış bir ceketin kol ağzı gibi, yıllar sonra karşılaşılan bir dost gibi şimdiyi ve yarını elinin tersi ile iteleyen, dünü; zamanı ortadan kaldırmak için kullanan, o sözcük. Katı, sert, kesip atan. Kesip atan dünya hayat denilen “ipsiz uçurtma”yı. Ve bırakan, sonsuz diyerek kesip attığımız, ne idiğü belli olmayan imgenin uzayına. Uçurup bırakan o sözcük. Sevinci im’leyen uçma’yı kaçma’ya dönüştüren, karartan. “Aydınlık mı, karanlıklar mı -evet, lar- bulunduğumuz sahnenin fonu, altyapısı, zemini” sorusu.
Söylenince o sözcük, şehre elektrik sağlayan şalterin indirilmesi gibi, elektrikle birlikte varolan her şeyin varlık gerekçelerini, önemlerini ve değerlerini yitirişleri ve bıraktıkları boşlukta açılan çıkılması zor çukur, hayatla arada açılan yar.

Sevildin denilince sevinen, yoruldun denilince yorulan, öldün denilince ölen midir insanoğlu? Değilse, nedir o bir tek sözcüğün yıkımları, veya başka bir cinsten varlığı bulunsaydı, yapımları? Varlığı ve yokluğu pek belli olmayan bir sözcük nasıl böylesine buyurganlaşıp, egemen olabilir varlığa ve yokluğa? İnsanla hayat arasındaki bağ, bu varsı şeye mi bağlıdır, yoksa, yoksaymaktan mı geçer yolculuk?
Neydi o dökülüveren, söyleniveren, çıkan, bir tek sözcük?

Mürsel Sönmez

'Ve dokunsan,
İstanbul ölür zerrelerimde
Ki... Ayrılırız ölürüm'..

Fatma

Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Mesaj önizleme 


 


Firma Rehberi   Çakma Tube video izle      video klip izle,romantik resimler,e-kart   radyo dinle,tv izle,gazete oku   Komik Videolar   video izle tr tube

Copyright © - Site Kullanım Koşulları ® - Map - Bize Ulaşın - En üste Dön

Türkçe Çeviri: MyBB, Kodlayanlar MyBB
© 2002-2010 MyBB Group
Tema Tasarım: ZeRQ

Komik Videolar