Üye İşlemleri

  • Misafir Ziyaretçi

 Üye ol(ücretsizdir!)
 Giriş:
Nickname

Şifre

[ Şifremi unuttum? ]

  • Üyelik:
  •Toplam:52,191    

  • Şu An Bağlı:
  • Üye:2    
  • Ziyaretçi:250    
  • Toplam:252 



SEVDIMSENI.NET :: Başlığı Görüntüle - Soğuktan Gelen Casus

Soğuktan Gelen Casus

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Mesaj Panosu -> Kitap Özetleri
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
merso
Moderator
Moderator


Kayıt: Sep 14, 2005
Mesajlar: 11753
Şehir: istanbul

MesajTarih: Pzr May 25, 2008 11:14 am    Mesaj konusu: Soğuktan Gelen Casus Alıntıyla Cevap Gönder

Yazar:John Le Carre
Kitap Adı:Soğuktan Gelen Casus
BİLGİ YAYINEVİ
Köstebek, Smiley'in Dönüşü gibi ünlü romanların da yazarı olan, bütün dünyada romanları büyük ilgi gören, televizyonlara uyarlanan John Le Carré, ününü, Soğuktan Gelen Casus'la kazanmıştır. Bu romanı, yabancı dillerde sürekli aranan ve devamlı basılan özelliğini korumaktadır.

YORUMLAR
AHMET ÜMİT (Arşivi)
Evet, dünya edebiyatının en ünlü casus romanları yazarından, John Le Carré'den bahsediyorum. Onun adını ilk kez bir tv dizisinde duymuştum. BBC yapımı dizinin Türkçe adı 'Köstebek'ti. John Le Carré'nin ünlü karakteri George Smiley'in Soğuk Savaş dönemindeki gerilim yüklü serüvenlerini konu alıyordu. Dizinin her bölümünü büyük heyecanla beklediğimi hatırlıyorum. Carré'nin ilk okuduğum kitabı ise Soğuktan Gelen Casus'tu. Romanı elimden bırakamadan. O günden sonra da sıkı bir John Le Carré hayranı olmuş, yazarın bütün kitaplarını zaman geçirmeden edinmeye başlamıştım. Ama asıl adının David John Moore Cornwell olduğunu bu yazıyı yazmak için araştırma yapmaya başladığımda öğrendim. John Le Carré, İngiltere'de doğmuş, Berne Üniversitesi'nde ve Oxford'da, önce modern diller, ardından Alman edebiyatı okumuş. Eton'da iki yıl öğretmenlik yapmış, sonra 1958-1963 yıllarında İngiliz gizli istihbarat örgütünde çalışmış.
Yazarın üslubunu belirleyen şey onun kişisel tarihidir derler. Her yazar için geçerli olmasa da John Le Carré'nin yaşxxx baktığımızda bu önermenin doğru olduğunu söyleyebiliriz. Otuz yaşındayken kaleme aldığı, Soğuktan Gelen Casus, yazarın yaşadığı evrenden derlediği bir hikâyedir. Son derece yalın bir dil ve karmaşık bir kurgunun oluşturduğu karşıtlık, belki de romanın ana dinamizmini oluşturmaktadır. Ama bence romanın en çarpıcı yanı, uluslararası boyutta ihanetlerden örülmüş bir entrika anlatmasına rağmen, neredeyse her cümlesine sinen içtenliktir. Roman alacakaranlıkta, adeta gri bir atmosferde geçmesine rağmen bu içtenlik okurun yüreğinde belli belirsiz de olsa bir umudun kıpırdanmasına yol açar.

Erkekler oynadığı onuyn
Soğuktan Gelen Casus'un alacakaranlık atmosferinin Soğuk Savaşı simgelediği doğrudur. Hatta Doğu Berlin'den çok Moskova'nın güneşsiz gökyüzüne gönderme yaptığı da söylenebilir. Ama bu alacakaranlığın ya da soğuk griliğin nedeni aslında romanın eksenindeki konudur: Yani casusluk... İnsanların çoğu Soğuktan Gelen Casus'u, iklim koşullarını düşünerek Rusya'dan gelen casus olarak kabul eder. Oysa söz konusu edilen soğukluk, mesleki bir niteliktir. Casusluk ya da gizli servis elemanı olmak soğuk olmayı gerektirir. Soğuk olmak, yalnızca korkunun, heyecanın, zekânızı etkilememesini sağlamak, zihninizi her zaman en sağlıklı biçimde karar vermeye açık tutmak anlamına gelmez. Soğuk olmak, vicdansız olmayı, empati duygusunu yitirmiş olmayı, hiçbir ahlaki yasaya bağlı olmamayı da içerir... Soğuktan Gelen Casus romanına kaynaklık yapan kişi olduğu söylenen Doğu Alman İstihbarat Örgütü Stasi'nin şefi Markus Wolf casusların çalışma tarzlarını şu sözlerle açıklıyor:
"Gizli servislerin elemanları, yaptıkları işin riskli olduğunu, her an ölümle burun buruna gelebileceklerini bilirler. İstihbaratçı kimi zaman amaca giden yolların meşru olup olmaması gerektiğini düşünebilir. Ama böyle bir zorunluluk yoktur. Meşruluk gizli servisleri bağlamaz. Klasik ahlak ölçüleriyle casusluk dünyasını analiz edemezsiniz. Eğer bir istihbaratçı 'Bu olan bitenler hiç de ahlaki değil' diye düşünüyorsa, yanlış bir mevkide bulunuyor demektir. Casusluk yöntemleri ile ahlakın hiçbir ilgisi yoktur."
İstihbaratçı için önemli olan başarmaktır; ulus adına, devlet adına, teşkilatı adına ve işler kötüye gittiğinde kendini kurtarmak adına. Bu, bir tür oyundur aslında, zaman zaman Mata Hari gibi kadınlar yer alsa da çoğunlukla erkeklerin oynadığı bir oyun... Son derece karmaşık, her an değişebilen, tehlikeli ve kesinlikle gizli... İstihbaratçıyı o gri renkli soğuk alanda kalmak zorunda bırakan da işte bu gizliliktir. İstihbaratçı göz önünde olamaz. Gürültünün patırtının koptuğu, silahların patladığı, skandalların açıklandığı dönem, aysbergin görünen kısmıdır. Operasyona kadar yapılan çalışmalar, son derece inatçı, kararlı, genellikle çok uzun bir sürece yayılmış, bazen anlamsız ama kesinlikle sessiz bir çalışmayı gerektirir. Bunu yapabilmek için ilgi çekmemek gerekir. İlgi çekmek, kuşku uyandırmak istihbaratçının açığa çıkması demektir. Açığa çıkmak, görevi başarısız kılacağı gibi, casusun öldürülmesine ya da uzun yıllar hapiste yatmasına neden olabilir. Yani istihbaratçı renksiz, sessiz, şekilsiz olmayı başarmalıdır. Bu yüzden James Bond gibi casus tipleri kocaman birer palavradan başka bir şey değildir. Gerçek istihbaratçılar sessiz yaşar, sessiz ölür, sessizce gömülürler. Ama John Le Carré gibi yazar olmaya karar verenler hariç...

Eli kanlı diplomatlar
John Le Carré, meslek yaşxxx okuldaki solcu arkadaşlarını ihbar ederek başladığını söylemekte. İstihbarat örgütünde böyle yükselmiş. "Sonunda hizmet etmek için iyi bir neden bulduğuma inanmıştım. Yapılması gereken ne kadar acı ya da kötü de olsa, önemli olan kimlerin Sovyet tarafından olduğunu ortaya çıkarmaktı."
Taraf olmak: insanoğlunun en önemli sorunsallarından biri. Shakspeare'in "olmak ya da olmamak"ını, 'taraf olmak ya da taraf olmamak' diye değiştirmek mümkün. Özellikle politikada bu kaçınılmaz, üstelik bir de devletin uluslararası birimlerinde görev alıyorsanız, kesinlikle taraf olmak zorundasınız. Ya da başka bir İngiliz yazar Malcolm Lowry'nin Yanardağın Altında adlı muhteşem romanındaki Konsolos gibi alkolik olmak seçeneği sizi bekler. Çünkü insanoğlunun bencilliğini, çirkefliğini en açık biçimde gösteren uluslararası politikaya (yani savaşa, sömürüye, soykırıma, açlığa vb) katlanmanın başka yolu yoktur. Tabii mesleği bırakmanın dışında. John Le Carré de işte bu son seçeneğin kapısını çalan az sayıdaki istihbaratçıdan biri olur. Yazarımız beş yıl çalıştığı İngiliz gizli istihbarat örgütündeki görevinden ayrılarak kendini tümüyle romanlarına adar. Bir anlamda casusken terk etmeye zorlandığı ahlakına ve vicdanına geri döner. Mefistofeles'ten ruhunu geri almaya çalışan Faust'unkine benzer bir çaba... Faust'un serüveni kötü bitse de Le Carré'ninki mutlu sona erer, casusluk faaliyeti paradoksal bir biçimde sanata yardımcı olur. David John Moore Cornwell adındaki genç bir adamın büyük bir inanç ve istekle başlayan istihbaratçılık serüveni, karşılaştığı düş kırıklıkları, yenilgiler, yanılgılar, ihanetler sonucu John Le Carré adında büyük bir yazarın oluşmasına yol açar.
John Le Carre bugüne kadar yirmiye yakın yapıt vermiştir. Romanlarının tümünde başta İngiltere olmak üzere devletlerin insanlara karşı işlediği uluslarası suçları konu edinmiş, nazik diplomatların nasıl eli kanlı birer cani olduklarını, Batı Uygarlığını oluşturan dev şirketlerin kâr için nasıl gerçek birer yamyama dönüştüklerini, o muhteşem Batı Demokrasisi'nin başka ülkelerin kaynaklarına el koymak söz konusu olduğunda nasıl ikiyüzlü olabildiklerini gerçek olaylardan esinlenen öykülerle gözler önüne sermiştir. Romanlarındaki bu muhalif duruşu, politik tavrıyla da sürdüren büyük yazar, hem ABD'nin dış politikalarındaki yayılmacı, bencil, acımasız uygulamaları cesurca eleştirmiş, hem de bu haksız savaşa katılan İngiliz hükümetinin kirli hesaplarının açığa çıkmasına yardımcı olmuştur. The Times gazetesinde yayımlanan bir yazısında, Amerika'nın tarihsel delilik dönemlerinden birine girdiğini belirterek, içinde bulunduğumuz dönemi, cadı avlarının yaşandığı Mc Carthizm yıllarından daha kötü, yaşanan krizi de Domuzlar Körfezi krizinden daha beter bir dönem diye nitelemiştir.

Casusluğun tarihi
John Lee Carre yaşayan yazarlar arasında yapıtları en çok sinemaya uyarlanan yaratıcılardan biridir. BBC kimi öykülerini televizyon dizileri haline getirmiştir. Özellikle entelektüeller arasında yaygın bir okur kitlesine sahip olmasına rağmen, kimileri, Le Carré'nin Soğuk Savaş döneminin yazarı olduğunu ileri sürerek, en iyi yapıtlarının o dönemi anlatan romanlar olduğunu söylerler. Tezlerini güçlendirecek haklı nedenleri de vardır. İki kutuplu dünyada casusların savaşı çok daha zekice, çok daha acımasız ve karmaşıktır. Ama unuttukları bir şey var ki, o da casusluğun İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra icat edilmediğidir. M.Ö. 1200'lü yılların sonunda yapıldığı sanılan Kadeş Savaşı'nda bile casusların önemli bir rol oynadığını tarihi yazıtlardan anlıyoruz. Bir yazarı büyük yapan neyi yazdığı değil, nasıl yazdığıdır. Konu, tema, izlek; adına ne dersek diyelim anlattığımız olay bütünün çarpıcı olması yazarlara olanaklar sunduğu gibi, büyük güçlükler de çıkarabilir. Olayın etkileyiciliği, yaratıcılığı, söz gelimi kurguyu, dili, karakterlerin derinliğini gölgede bırakabilir. Ustalık en basit konu bile olsa onu en iyi biçimde anlatmaktır. Kuşkusuz John Le Carré'nin konuları hiçbir zaman sıradan olaylardan oluşmadı ama o en tehlikeli, en karmaşık olayların arasında bile insanın temel durumlarını en ince ayrıntılarına kadar, yalın biçimde bize sunmayı başardı. Üstelik Soğuk Savaş dönemi sonrasında da ardı ardına başarılı yapıtlar vermeyi sürdürdü. Örnek vermem gerekirse, hiç duraksamadan Bizim Oyun adlı romanını söyleyebilirim. Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecini konu alan bu roman, bir casusun dönüşümünü enfes bir şekilde anlatmaktadır.
Bugün yitmiş altı yaşında olmasına rağmen, genç bir yazarın bitmek bilmez hevesiyle yazmayı sürdüren John Le Carré'nin, benim gibi sadık okurlarına yaşatacağı hâlâ muhteşem sürprizler olduğuna inanıyorum. İşte bu yüzden, bu İngiliz ustanın her yapıtını hâlâ merakla bekliyorum...


_________________


_____________________________________
Ya ver bana mihnetimce tâkat, Ya tâkatım olduğunca mihnet...
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Mesaj Panosu -> Kitap Özetleri Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevap Tarih
Yeni mesaj yok İrfan Özcan - Sensiz Bir Hazandır Gelen filizmm Şiirler 2 Pts Eyl 22, 2008 11:22 am Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Tarihin Derinliklerinden Gelen Cetvel violet Mizahi Resimler Komik Videolar 9 Cum Eyl 19, 2008 11:49 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Geç Gelen Gençlik hayal_t Sinema 1 Cmt Eyl 06, 2008 3:45 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Telefonunuza Gelen Son Mesaj joeblack35 Muhabbet Sohbet 51 Çar Ağu 27, 2008 7:37 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Üstteki Üyenin Nickini Görünce Aklına... Nevesta Forum Oyunları 78 Pts Tem 28, 2008 10:37 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Eve Gelen Baba exixizim Hayat'a Dair Yazılar 3 Cmt Tem 12, 2008 10:18 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Babür Pınar - Kısa Ayrılıkla Gelen hayal_t Şiirler 5 Pts Haz 23, 2008 9:40 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Aklına Gelen İlk Şarkıyı Yazma Oyunu seenayy Forum Oyunları 56 Pts Haz 02, 2008 12:52 pm Son gönderilen mesajlar


E-Kart  Firma Rehberi  Turkey Travel  Tv İzle  Web Tasarım Hizmetleri

Cep Melodileri - E-Kart - Gazete Oku - Turkey Travel - Bandırma Haberleri - Komik Resimler - Firma Rehberi
Sevginehri - Sayfa - Flash Games - İdealsohbet - Dudak Payı - Özlü Sözler - Ah kalbim - Gulsehri - Sizin Siteniz
 

Firma Rehberi      Benim Blog        

Copyright © Aralık 2002 Webmaster - Reklam - Tasarım: Grafdico.Com

XML NEWS  XML FORUMS


Website Statistics