Üye İşlemleri

  • Misafir Ziyaretçi

 Üye ol(ücretsizdir!)
 Giriş:
Nickname

Şifre

[ Şifremi unuttum? ]

  • Üyelik:
  •Toplam:49,553    

  • Şu An Bağlı:
  • Üye:6    
  • Ziyaretçi:67    
  • Toplam:73 



SEVDIMSENI.NET :: Başlığı Görüntüle - Pierre Abelard - Heloise'nin Aşkı

Pierre Abelard - Heloise'nin Aşkı

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Mesaj Panosu -> Bilim ve Felsefe
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
neval
Moderator
Moderator


Kayıt: May 30, 2006
Mesajlar: 7585


MesajTarih: Pts May 05, 2008 11:16 pm    Mesaj konusu: Pierre Abelard - Heloise'nin Aşkı Alıntıyla Cevap Gönder

"Elin... Elin değmiş bu mektuba.
Teşekkür ederim; bana yazmamışsın ama..
Elbette tanıdım yazını; değişmemiş hiç.
Değişen bir şey olmadı zaten, acı bile aynı acı.
Bana gönderilmemiş ama, mektubu ben okudum
Utanmadım, kimseye de ihanet etmedim.
Suskun geçen bunca yıldan sonra, hesap verecek değildim.
Şimdi de vermeyeceğim."




Filozof ve şair Pierre Abelard ile öğrencisi Heloise arasındaki dramatik aşk, Fransa tarihinin en iç burkucu sayfalarından birini oluşturur.

Abelard 1079 yılında Nantes yakınlarında doğdu. İlk gençliğinden başlayarak felsefeyle ilgilendi. O günlerde felsefenin dinden ayrı düşünülmesi olanaksızdı.

Abelard ın dehası kısa zamanda Paris'i fethetti. Öğrendiklerini yorumlayışı ve eleştirileri Notre Dame'daki dinbilim sınıflarının her derste tıklım tıklım dolmasına yol açıyor, Paris üstat Pierre'i dinlemeye koşuyordu. O günlere göre çok tehlikeli bir şey yapıyordu Abelard: Hristiyanlık ahlakını tartışıyordu.

1116 yılında Abelard, Heloise ile tanıştı. Abelard 37, Heloise 15 yaşındaydı. Heloise yanında yaşadığı dayısı Flubert'in de onayı ile Abelard'ın öğrencisi oldu. Flubert için yeğeninin böylesine ünlü birinden ders alması büyük onurdu.

Birliktelikleri kısa sürede fikirsel alışverişten, fiziksel ilişkiye ve ömür boyu sürecek bir aşka dönüşüverdi. Dayı flubert, filozof ile öğrencisi arasındaki ilişkiyi fark edince (Onları yatakta yakalayınca...) ayrılmak zorunda kaldılar. Kimilerine göre Heloise'i yetiştiren Flubert aslında dayısı değildir, kimilerine göreyse, dayısı olsa bile Heloise'de gözü vardır. Ayrılıklarından bir süre sonra Heloise'in hamile oldugu anlaşılınca, Abelard onu dayısının evinden kaçırdı. Brötenyadaki ailesinin yanına götürdü. Heloise burada bir erkek çocuk doğurdu ve adını Pierre Astrolabe koydular.

Abelard dayısının onları bağışlaması ve birlikteliklerinin meşru kılınması için Heloise ile evlenmeye karar verdi. Bunu da Flubert'e bildirdi. Evlendiler ama Flubert'e göre, Heloise herkesin gözünde gayri meşru çocuk sahibi ahlaksız bir kadın olmuştu. Abelard Heloise'i bir manastıra göndererek dayısının gazabından korumaya çalıştı. Ama kendini korumayı beceremedi.Flubert bir söylentiye göre bizzat, bir söylentiye göre de dört akrabasının marifetiyle, bir gece Abelard'ın odasına yapılan baskın sonucu onu hadım etti.

Tüm şöhretini ve yaşamını yıkıma uğratan bu dramatik olay Abelard'ı derinden sarstı. O güne kadar yalnızca felsefesiyle uğraştığı dine kendini bütünüyle adamaya karar verdi ve aynı kararı vermesi için Heloise'i de zorladı. Heloise itiraz etmedi ve Argenteuil Manastırı rahibeleri arasına katıldı. Abelard ise Saint Denis rahiplerinden biri oldu.

Abelard aşağılanmış ve umarsızlığa düşmüştü.Küçük bir manastır kurdu ve adını " Sığınak" koydu. Burada yoksulluk içinde yaşadı. Sonra Aziz Gildas manastırından gelen çağrıyı kabul etti. Bu sırada Heloise ve onunla birlikte birkaç rahibe de Argenteuil Manastırından kovulmuşlardı. Abelard onlara "Sığınak" a yerleşmelerini önerdi. Heloise kısa sürede Küçük manastırı saygıdeğer bir yer haline getirdi. İki sevgilinin mektuplaşmaları bu sırada oldu. Bir gün Heloise'in eline bir mektup geçer. Heloise de "Elin... Elin değmiş bu mektuba..." diye başlayan bir mektup yazar ve mektuplaşmaları böylece başlar.

Abelard 63 yaşında Papa'ya gidip kendini bağışlatmak için Roma yollarına düşmüşken, dinlenmek için sığındığı Cluny Manastırında son nefesini verdi. Heloise ise sevgilisinden 22 yıl sonra "Sığınakta" yine 63 yaşında 1164 yılında öldü.

İki sevgilinin cansız gövdeleri de, yaşamları boyunca olduğu gibi zor buluştu. Uzun maceralardan sonra, 1817 yılında bir polis komiseri nezaretinde birleştirildi. Şimdi Parisin ünlü Pere Lachaise Mezarlığında yanyana yatıyorlar. Mezarları sık sık sevdalıların ziyaretine uğrar ve çiçekleri hiç eksilmez.



I. MEKTUP
Heloise'den Abelard'a



Elin... Elin değmiş bu mektuba.

Teşekkür ederim; bana yazmamışsın ama..

Elbette tanıdım yazını; değişmemiş hiç.

Değişen bir şey olmadı zaten, acı bile aynı acı.

Bana gönderilmemiş ama, mektubu ben okudum

Utanmadım, kimseye de ihanet etmedim.

Suskun geçen bunca yıldan sonra, hesap verecek değildim.

Şimdi de vermeyeceğim.

Elin değmiş bu mektuba!

Aşık olduğum elin. O aşka susamışım.

Hakkım var o elin yazdığı mektubu açmaya.

Merakım cezasını buldu işte.

Nerden bilirdim her satırda adımı okuyacağımı?

Uzun bahtsızlığımızın kısa hikayesini yazdığını nasıl tahmin ederdim?

Düşünüyordum, hatta korkuyordum,

uzun süren suskunluğun ya benden çalınmış huzursa,

ya beni unutacak kadar güçlenmişsen...

Oysa ancak anılara teslim olmayacak kadardı benim gücüm.

On yıldır dökemediğim gözyaşlarımdır delilim.

Nasıl bilebilirdim,

senin de hala acı çektiğini, tıpkı benim gibi?

Erkeksin sen, akıllı, nitelikli.

Tüm hristiyanlık birleşse, dolduramaz yerini.

Kendimi avutuyordum o bir erkek diyordum.

Senden beklememeliydim, bendeki duygusallığı.

Biliyor musun, başım göğe ererdi sana bakarken.

Sanki bende olmayan her şey sende vardı.

Sanıyordum ki, tüm acıları geride bırakacak kadar güçlüsün.

Yanılmışım... Zayıflıktan değil acıların.

Öylesine güçlüsün ki, göz göze yaşıyorsun acılarla.

Sakınmıyorsun, gözlerini kaçırmıyorsun onlardan.



Istırabın duruyor önümde satır satır, hem de el yazınla.

- Ah, Abelard! Dokunuşlarını bana taşıyan

o kağıdı, o mürekkebi nasıl seviyorum...-

O kör yıllar boyunca sakladığım acı

çıkıyor yüreğimden,

karşıma dikiliyor; bakıyorum:

Aynı yaşlardayız onunla, boyumuz bosumuz aynı.

Tepeden tırnağa ben'im bu acı.

Artık saklayamıyorsam onu kendimden,

nasıl saklarım, bir zamanlar bütün varlığımla

teslim olduğum senden?

- Bir zamanlar... nasıl iç burkuyor bu sözler...-

Bir zamanlar, gövdesini gövdeme kattığım birine,

rol mü yapayım, ketum mu davranayım?

Gecenin doruklarında dört nala koşturmuştuk bedenlerimizi,

daha da doruklara çıkmıştık doğan güneşlerle.



Biliyorum böyle yazmasa gerek benim gibi bir rahibe.

Özür diliyorum, ama yazan rahibe değil.

Örtüldük tepeden tırnağa, ama kadınız biz.

Bu örtünün altındaki de Heloise, her dişiden daha fazla dişi.

Ve aşk... Ona bir Abelard öğretisi.

Yalnızca kendime acımıyorum;

Tüm varlığım acıdan kıvransa da, merhametim biraz da sana.



Hiç bir şey unutturamaz bana yazıların yüzünden çektiklerini.

Nasıl da zalim bu anılar...

Unutamıyorum dehanın nasıl ödüllendirildiğini?

Hasetle ve kötülükle!

Unutamıyorum çalışmalarının lanetlenişini, yakılarak alevler içinde...

Mısralarının kafasız kafalarca nasıl aşağılandığını,

nasıl da kafir denildiğini sana... unutabilir miyim?

Sonunda fırlatıp attılar seni dünyanın dışına.

Küçücük bir manastır kurdun kadınlara, adını "Sığınak" koydun.

Ne iğrenç lekeler sürdüler amacına...

Huzur ararken kendin de manastıra kapanınca,

nasıl attılar seni aralarından, kardeş deyip bağrına

Atarlar elbette!

Sıradan olduklarını hatırlıyorlardı seni gördüklerinde.

Mektubun bütün bunları bir daha yaşattı bana.

Okurken gözyaşları döktüm senin için.

Ah, keşke hiç yazmasaydın...

Nicedir içimde topladığım bir damlacık güç kayboldu işte.

Her yazdığını bizi tüketen ağıraksak ölümü yaşayarak okudum.

Sevdalılar gözleriyle tadarlar ısıtırapları.

Ben de gözlerimle kavramıştım acını.

Dayım yok ettirdikten sonra erkekliğini, hani, çekip gittin ya...

Peşine taktım gözlerimi.

Beni burada bıraktığında da öyle.

Şimdi aynı gözlerle satır satır acını okuyorum.

O gözlerin yaş dökmesi garip mi?

Yanılma, merhamet değil istediğim.

Belki yazarsın bana diye yazıyorum yalnızca.

Zulmetme bana, reddetme beni.

Senden başka kimselerin veremeyeceği dermanı yolla:

Bir mektup... Bu kez senden bana.

Bırak, sana ait her şeye, sadakatle üzüleyim.

Bahtsızlıkta olsa, herşeyi bileyim.

İç çekişlerim karışırsa seninkilere,

Belki ikimizinde acısı hafifleyecektir, Ne dersin?

İçimden hiç gelmiyor ama, sen istersen,

mektubumu şöyle de bitirebilirim:

Sonsuza kadar, elveda...


condor / 18.10.2005 12:40:32 / # 1309946

ABELARD ve HELOİSE

II. MEKTUP

Abelard'dan Heloise'e

Keşke hiç yazmasaydın.

Keşke ölüp gitseydi aşkın.

Ölüp gitseydi de zaman alıp götürseydi benimkini de birlikte.

Biricik umudumuz bu.

Ne beyhude, ne nafile arar dururlar aşkı, erkeklerle kadınlar.

Sanırlar ki, huzura kavuşacaklar,

mutlu olacaklar bulduklarında, ya da haz duyacaklar.

Oysa biz bulmuştuk onu, yakaladık; ama nasıl da farklıyız

Sen de biliyorsun, ben de: Böyle bir aşk kaynağıdır acılarımızın.

Böylesine yaşanmazsa aşk, aşk değildir.

Öykünmedir, özentidir.

Yapay bir güldür ancak.

Öylece yaşayıp gider çoğu.

Belki yaşayabilmelerinin tek yolu bu...

Zira bizim aşk diye bildiğimiz aşk,çekilmesi çok zor bir acı.

Peki, amacı ne?

Bazen düşünüyorum da, aşk varlığımızın doğum sancısı

değil mi?

Ağına düşürdüğü biz sefil yaratıklar,

ya da insana olan aşkımızı Tanrı'ya yönelteceğiz.

Az kişiye nasip olmuş bir yeniden doğuş bu.

Böyle doğmak isterdim,

çünki aşkım ölümüm oldu benim.

Şairlik taslamıyorum.Gerçek bu: Sen olmayan herşey için ölüyüm ben.

Halini anlat diyorsun.

İşte anlattım.

Aslında biliyorum neyi merak ettiğini.

Nerede yaşıyorum? Çalışıyor muyum? Yazıyor muyum?

Artık Aziz Gildas Manastırının başrahibi diyorlar bana.

Biliyorsun manastır yalçın kayalıklarda.

Hücremden dalgalar görünüyor, bakarsam.

Bakıyorum, ama görmüyorum.

Boğalar gibi saldırıyor azgın dalgalar,

serpintileri kadirşinas kumsala vuruyor.

Güneş doğudan yükseliyor umutsuzca

ve boynu bükük, çekip gidiyor batıdan.

Bulamıyorum... Güzellik canımı sıkıyor.

Doğa avutmayı beceremiyor.

Okurken seni düşünüyorum.

Yalnızken sana dalıyor düşüncelerim.

Dualarda bile aklım sende kalıyor.

İşte halim böyle. Öyle abes ki, saklıyorum herkesten.

Sen açığa çıkardın işte.

Sebebi sen olduğuna göre,

Başka kime dökecektim içimi?

Düşmanımsın; kaçıyorum senden.

And içtim unutacağım seni.

Bu aşkın sonunu getiremeyeceğiz, anladım.

Bu denli değerli bir şey solup gideceğine ellerimde,

en iyisi kestirip atmak dedim kendi kendime.

Birbirimize veremediğimiz teselliyi,

felsefede, dinde arıyorum şimdi.

Sana duyarlı olan yüreğimi yatıştırmaktı niyetim.

Ama beceremedim.

Tam tersi oldu: ayrılık, boşluk, sofuluk,

tutkuya daha da yaklaştırdı beni.

Hergün seni unutacağım diye yeminler ediyorum,

sonra seni düşünürken kendime yakalanıyorum.

Zaaflarıma kızıp köpürüyorum,

sonra iyi ki zayıfım diye şükürler ediyorum.

Aşkımın mayalandığı yerin bir erdem yuvası olması,

ne amansız bir çelişki değil mi?



Uzun, ıssız saatlerde sesleniyorsun bana.

O yalnızlık, yapayalnızlık, seni tuttuğu gibi yanıbaşıma getiriyor.

Diyorum sana; düşmanımsın!

Gaddarlığına sığındığım, merhametsiz düşmanım...

Nefret ediyorum senden, sana aşığım.

Senden soğumak için bütün yakarışlarım.

Çünki biliyorum ki aşkımız için umut kalmadı.

Oysa aşabiliriz tutkularımızı.

Tanrı'ya yöneltebiliriz umutlarımızı.

Nasılda cılız, ahlaksız, üstelik budalayız,

sevdamızı adayamazsak inancımıza.

Yalnız o inanç koruyabilir bizi.

Biz ki, sıradan bir yazgının -ve insanoğlunun-

bir darbesiyle savrulmuşuz, kopmuşuz,

inançtan başka kim birleştirebilir ikimizi?

Şimdi iki efendin var oysa.

Bense ne kadar teslim olduysam da sana,

anılar bırakmıyor peşimi, senin kadar sadık metres gibi



"Efendim" diyordun bana.

Kafanın içini işe yaramaz laflarla,

lüzumsuz sayılarla doldurduğum,

o saatleri hatırlıyormusun?

Ne söylediklerimi dinledin,

ne ben hissettiklerimi söyledim.

Nasıl öğrettin öğretmenine gözlerinle dersini,

nasıl da hızlı öğrendi öğrencin, dudaklarınla birleşmeyi.

Sen saflığınla, bense özgürlüğümle,

ödedik işte o derslerin bedelini,

benden intikam alınca dayın.

Ha... Dayın diyorsam da gerçekten dayın mı bilmem.

Ama bana öyle geliyor ki, kıskançlığı kan bağından değildi.

Elde etmek istiyordu seni.



Şu aşkın kudreti kaybolsa birden,

vuslatın tadını ansızın kaybettiğim gibi.

Nasıl bir huzur, nasıl bir sükun olurdu,

o kasabın bana bağışladığı.

Gel gör ki, iktidarsızlığım ihtirasımı kamçılayıp duruyor.

Gövdem reddediyor arzularımı,

aklımsa hiçbir işe yaramıyor.

Yalnızca işkence ediyor anılarınla.

Hele bana ilk teslim oluşunu hatırladığımda,

mahvoluyorum...

Giyindiğim, kuşandığım, takındığım, taşıdığım,

herşey maskaralık!

Biliyorum; Tanrı da şahidimdir:

De ki, kendimizi de başkalarını da aldattık,

Tanrı'yı nasıl kandırırız? Miserere Nobis...

Bitmişim ben!

Merhametine sığınıyoruz.

alıntı
_________________
söylediklerimden çok
Sustuklarım
seçtiklerimden çok
Reddedilmek için
ne kadar varsam
o kadar kimseyim kendime.
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Mesaj Panosu -> Bilim ve Felsefe Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevap Tarih
Yeni mesaj yok Liseli Kızın Aşkı leyla47 Aşka Dair Yazılar ve Aşk Mektupları 2 Cmt Ağu 30, 2008 3:27 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Ahmet Selçuk İlkan - Ben Aşkı Ölümsüz... diyemedim Şiirler 2 Pts Ağu 25, 2008 5:38 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Mustafa Karamelek - Rüzgarın Dağlara ... ferhatozan05 Şiirler 0 Pts Ağu 11, 2008 10:10 am Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Mustafa Karamelek - Canan Aşkı ferhatozan05 Şiirler 1 Pts Ağu 11, 2008 10:02 am Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Ali Rıza Duman - Çocukluk Aşkı mikroppp Şiirler 0 Pts Tem 07, 2008 5:41 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Aşkı Dinledim Bir Martıdan.. jutenyam Aşka Dair Yazılar ve Aşk Mektupları 1 Pzr Tem 06, 2008 8:34 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Z.Abidin Toprak - Başa Almak Bu Aşkı mikroppp Şiirler 4 Per Tem 03, 2008 12:36 am Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Elif Sezgin - Aşkı Tedavi Altına Aldım fatma Şiirler 6 Cum Haz 27, 2008 10:04 am Son gönderilen mesajlar


E-Kart  Firma Rehberi  Turkey Travel  Tv İzle  Web Tasarım Hizmetleri

Cep Melodileri - E-Kart - Gazete Oku - Turkey Travel - Bandırma Haberleri - Komik Resimler - Firma Rehberi
Sevginehri - Sayfa - Flash Games - İdealsohbet - Dudak Payı - Özlü Sözler - Ah kalbim - Gulsehri - Sizin Siteniz
 

Firma Rehberi      Benim Blog        

Copyright © Aralık 2002 Webmaster - Reklam - Tasarım: Grafdico.Com

XML NEWS  XML FORUMS


Website Statistics