Tarih: Cum May 02, 2008 8:18 am Mesaj konusu: İçimizdeki Hayat
“Bir saray, yüzler kapalı kapıları var. Bir tek kapı açılmasıyla o saraya girilebilir, öteki kapılar da açılır. Eğer bütün kapılar açık olsa, bir iki tanesi kapansa, o saraya girilemeyeceği söylenemez. İşte, hakaik-i imaniye (iman hakikatleri) o saraydır. Her bir delil, bir anahtardır; ispat ediyor, kapıyı açıyor. Bir tek kapının kapalı kalmasıyla o hakaik-i imaniyeden vazgeçilmez ve inkâr edilemez. Şeytan ise, bazı esbaba (sebeplere) binaen, ya gaflet veya cehalet vasıtasıyla kapalı kalmış olan bir kapıyı gösterir; ispat edici bütün delilleri nazardan ıskat ediyor (siliyor). "İşte bu saraya girilmez. Belki saray değildir, içinde bir şey yoktur" der, kandırır.”
Hayat bizim neremizde? Dışımız bir o kadar içimiz ki ve o kadar bizden birisi ki. Hep kapıları zorladık ömrümüz boyunca ve hiç kapımızı çalan olmadı. Kapılar açılmadıkça ısrar ettik durmadan. İnatla savurduk yumruklarımızı boşluğa. Yanı başımızda bir anahtar asılı dururken, öfkemizden göremedik. Öfkemiz mantık melekelerimizin önüne geçmişti. Sonra bir dünya mazeret, bir dünya su-i zanda bulunduk. Heybemizde biriken kötülükleri temizleyecek ne zaman ne de imkân bulabildik…
“Vurmak, hakikatte kötü huyadır. Kilim dövülmez, tozu dövülür. Meclis de var, zindan da. Her ikisi de lazım. Meclis ihlâs sahibi olana, zindan ham kişiye.”
Zindanı kendi evimiz bildik. Ömrümüz boyunca toz ve tüyle cebelleştik. İçimizde dev gibi büyüyen umutlarımız hafifçe uçtu elimizden. Beynimizde oluşan kara delikleri sabır, dua ve şükür adreslerine vura vura geçirdik ömrümüzü. Her isyana yönelişimizde bir kez daha döndük aynı adrese. Her döndüğümüzde bulduk acılarımızın tedavisini.
“Yarayı deşmek lazım. Deşeceğin yerde üstüne merhem korsan pisliği kökleştirmiş olursun. Yaranın altındaki eti yer. Yarı faydası olsa elli tane ziyanı olur.”
Hep pansuman tedavileriyle heba ettik vakitlerimizi. Zaman avuçlarımızdan göçmen kuşlar gibi uçtu gitti. Hayatın içindekilere kafa yorarken çoğu zaman içimizdeki hayattan kopup gittik. İçimizdeki hayatın aslında dışımızdan bir farkı yoktu. Dışımızda olanlar içimize formatlanmıştı. Kodları bulmak hayli zaman aldı. Hayli zaman uğraştık şifrelerle. En sonunda devrin en büyük buluşuyla uyandık bir sabaha. Hayat bir gecelik düştü sadece ve hayat tarlalara eğe kemiğinden tohum ekmekti. Biz atın terkisinde düş uykusunda seyrüsefer eylerken burağın heybesinde sevinç naraları düşlemiştik. Düş uykusu belleklerimizde bir karineydi…
“Bir terazinin her kefesine birer dağ konulsa ve dengelense, bir batman ağırlık o iki dağ ile oynayabilir, yukarı kaldırıp, aşağı indirebilir.”
Öyle de oldu. Hep terazinin bize bakan yanı yukarıda kaldı. “Sözde ağır pahada hafif” şeylerle uğraştık. Hafifleştikçe alçaldığımızı hissedemedik. Hayatı yorumlamaktan ve tanımaktan uzak ve aciz, denge edebiyatı ürettik. Azar azar her iki tarafı da idare ettik. Aslında eridik ve farkedemedik. Buzullarımız yavaş yavaş erirken küresel bir felakete doğru yelken açtığımızı göremedik. Küresel felaketin küresel bir tükeniş olduğu anlayamadık. Yolun da tam ortasında bir aysberge çarpana kadar devam etti bu aymazlığımız. Sonra uyandık. Tam da zamanında. Az daha ateşe odun olmak üzereydik. Az daha bir ömür boyu sevgiliyle buluşma anını elimizden kaçıracaktık.
“İnsan hem mermerdir, hem de onu yontacak heykeltraş.” diyor Alexis Carrel. Gerçek şekli (karakter) almak için vurulan her çekiç darbesinde kıvılcımlar çıksa da, aslında bu kıvılcımlara razı olmak, daha güzel şekli vermeyi kolaylaştırır. Vurulan çekiç darbeleri aslında kendi hazinemize iniyor. Kazanmak bu darbelere katlanmak gayretinde gizlidir. “Rabbimden büyük hediye” diyebilmektir kazanmak. Suya değil, mermere yazmaktır, kalıcı olmaktır kazanmak. Eğer hedef kazanmaksa sonuna kadar mücadele etmeliyiz hayatla ve içindekilerle. Hem dünyamız hem ukbamız için. Hala kollar sıvanmamışsa beyinlere büyük değişimin nüveleri atılmamış demektir. Başarmak isteyen girdiği yolu dönüşü imkânsız hale getirmelidir. Haydin ya Allah…
ZEKERIYA EFILOGLU _________________ Ancak YARADAN Dener Kulunu,, İnsan İnsanı DenerseKalp Hüküm Giyer..
Kayıt: Dec 29, 2005 Mesajlar: 2977 Şehir: Îstanbul...
Tarih: Cmt May 03, 2008 4:23 am Mesaj konusu: Re: İçimizdeki Hayat
Gerçekten mükemmel
Tşklr _________________ ..... *«•´¤”.ƒσяєωєя ℓσνє .“ ¤`•»* ....
$üpheciLiğimin seßeßi insanLar Ya da insan oLup insanLık dı$ı roL yapanLaR..
Tarih: Pts May 19, 2008 6:14 pm Mesaj konusu: Re: İçimizdeki Hayat
Yavrucum, hayata dair bir yazı yazdım bulamadım.. yöneticileri de sormaya üşeniyorum.
Şimdi senin yazına yanıt olarak ona benzer bazı konuları yazmak istiyorum:
Hayat bir gün kadar kısa göründüğü gibi bir yıl ya da daha uzun bir çağ gibi de görünür. Yaşam öylesine geniş ki içine yerleştirilen şuur aynasından dolayı içinde bulunduğu tüm evreni yutar.
Bu hem bir imkan hem bir istidatdır ve aynı zamanda hem bir sarhoşluk hem bir tuzaktır.
İster hayat de ister yaşam ister iste life de sonuç değişmez.
Yaşam heder ve keder edilecek bir değer değil...
Yeter.. de hepsi eline geçer.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız