Tarih: Pts Nis 07, 2008 11:50 pm Mesaj konusu: Sultan İkinci Abdülhamit'ten
Sultan İkinci Abdülhamit'ten
Namık Kemal, makalelerinde sürekli vatan ve millet sevgisini işliyordu.
Bu makaleler, birçok milleti içerisinde barındıran Osmanlı Devleti’nin sultanı
tarafından yadırganıyordu.Namık Kemal bizzat Sultan İkinci Abdülhamit
tarafından uyarılıyordu.
Namık Kemal, yine Türk Milliyetçiliği ile ilgili bir makale yayınlamıştı.
Makale, İstanbul’da büyük ses getirmişti. Namık Kemal, makalesinde;
Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türk Dili ile ilgili fermanını yayınlamış,
Türk devleti olan Osmanlı Devleti’nin resmi işlerinde de
yalnızca Türkçe’nin konuşulmasının şart olduğunu belirtmişti.
Bunun üzerine İstanbul’daki Ermeniler ve Rumlar başta olmak üzere
Çerkezler, Bulgarlar, Araplar, Arnavutlar ve Romenler Namık Kemal’in makalesini
sultana göstererek, şikâyette bulunmuşlardı.
Şikâyetleri dikkate alan Sultan İkinci Abdülhamit,
aynı günün akşamı Namık Kemal’i saraya çağırmıştı:
- Nedir bu yazdıkların Namık Efendi?
Sultan İkinci Abdülhamit:
- Ben değil, ahali rahatsız olmuş…
Namık Kemal:
- Bu güne kadar yazdıklarımı birine ya da ahaliye danışacak olsaydım,
Namık Kemal olmazdım! Haksız mıyım, sultanım?
Ayrıca, kendini Türk hisseden birinin yazdıklarımdan rahatsız olmasını düşünemiyorum.
Sultan İkinci Abdülhamit:
- Rahatsız olanlar, Türkler değil! Tebaamız olan Ermeniler,
Rumlar, Çerkezler, Araplar ve diğer Balkan Milletleri…
Namık Kemal:
- Bunlar rahatsız oluyor diye düşüncelerime set mi çekeceğim.
Devlet, Türk’ün devletidir! Devletin hükmettiği her yerde konuşulması gereken dil,
Türkçe’dir!
Sultan İkinci Abdülhamit:
- Biz, şu an hangi dilde konuşuyoruz, Namık?
Namık Kemal:
- Arapça’nın ve Farsça’nın hakim olduğu karışık bir dili konuşuyoruz,
sultanım. Biraz Balkan dilleri ve biraz da Kafkas dilleri…
Hatta, her şeye kulaklarını tıkamış sosyetemiz sayesinde biraz da Fransızca ve İtalyanca…
Sultan İkinci Abdülhamit, bir kahkaha atmıştı.
Namık Kemal’in söylediklerini zihninde doğruluyordu, sultan…
Fakat bunu düzeltmek, uzun ve yorucu bir işti, sultana göre…
Hem içeride ve sınırlarda hakim olan düzensizlik, kargaşa
bu yönde bir tedbir alınmasını imkansızlaştırıyordu.
Sultan İkinci Abdülhamit:
- Bu söylediklerinden sonra geride ne kaldı ki, Namık Efendi?
Namık Kemal:
- Makalemde ben de bunu izah etmeye çalışıyorum, sultanım.
Bir topluluğu, millet yapan temel unsur dildir. Dil birliğidir.
Dilimiz Türkçe değilse, devletin Türk olup olmamasının ne anlamı var.
Dil bozulmuşsa, millet bozulur. Millet bozulmuşsa, devlet bozulur!
Sultan İkinci Abdülhamit:
- İyi de Namık Efendi, bu devlette sadece Türkler yaşamıyor ki…
Rumlar var, Ermeniler var, Arnavutlar var… Birçok millet, hükmümüz altındadır.
Namık Kemal:
- Ancak, ‘Devlet, benim devletimdir! ’ diyen yalnızca Türkler…
Sırplar ve Yunanlar da bu devlet içerisinde yaşıyorlardı.
Fakat devletin güçsüz anını yakalayınca birer birer bağımsızlık ilan ettiler.
Düşmanlarımızla anlaşıp, bayrak açtılar!
Sultan İkinci Abdülhamit:
- Müslüman olmayan Sırpların ve Yunanların böyle davranması gayet normaldir, Namık Efendi!
Namık Kemal:
- Peki, Müslüman Boşnakların isyan etmesi…
Viyana Kuşatması’nda Müslüman Tatarların atalarımızı sırtından vurması…
İleride Arapların ve Çerkezlerin de böyle bir şey yapmayacaklarından kim emin olabilir?
Türk devletinin devamlılığı, Türk Milleti’nin iradesi ile mümkündür, sultanım!
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız