Söz, yüreğin sütünü içmişse bir hakikati işaret eder insana. Fikirde, sanatta önce yürek dile gelmeli… Bazen yüreğin yenilgisini, bazen eğriliğini görsek de kaynağı, kokusu yürek olan her şey hürmetle kabul edilmelidir. Miski tene değil yüreğe sürerek aksiyona, fikre, sanata başlamalı insanoğlu. Yoksa kelimeler arasında somurtan bir benliği dayatma riski vardır.
Önce yürek dile gelmeli. Yalanın yalandan muzdarip olduğu zamanın içerisinde sesleniyoruz birbirimize. Hiç değilse gözlerimizi kaçırarak, ima yoluyla doğruda kalabiliriz. Gözlerin yalan söylediği, sözün ben putuna çağırdığı, yüreğin marıl marıl ateşlerde yandığı bir atmosferde önce yüreğe dönmeli. Nasıl ki imanı, aşkı taşıyan gönül beden kafesinde bulunmak gibi bir fizik keyfiyeti taşıyorsa yüreğe dönmek mücerret bir umut olsa da dışarlak bir yönü vardır.
Bir insanın ölümüne şahit olmak, yürek sahibi olmamasına şahit olmaktan iyidir. Acısını, aşkını, fikrini, aksiyonunu yaşarken ten kafesini ve alkışı düşünüp yüreğinin sesini düşünmemek haliyle devam eden bir hayat, fotoğraftaki hayattan farklı mıdır? Ağlayan, anlatan binlerce yürek varsa hâlâ ben selametiyle uğraşmanın ne önemi olabilir? Lafzın, insanı saptırıcı özelliği gözden kaçırılmamalıdır. Gül devri olsaydı, “karanfil olmadı” diye şikâyet edecek mizaçtaki insanlar, yüreklerinin ben merkezli selametini terk edip bir yerden başlamalıdır mücadeleye… “Ben yoksam kimse yoktur” sözü bir kişilik bir emniyeti belirtmekten çok “Herkesin hakkının bittiği yerde benim hakkım başlar, benim görevimin bittiği yerde başkalarının görevi başlar” hakikatini içeren bir vazife şuurunu ortaya koymaktır.
Yüreğin pazarı olmaz ama ı vardır. Yüreğin ı ise “ Bir bakışla insanı gamdan azat edecek aşk ekleme, umut verme keyfiyetidir. Vitrin reklam ve ben korkusuyla yüreği hizmetten, aşktan, aksiyondan “ateş” ten kaçırmak sözün dile gelmesine yol vermek olmaz mı? Kendi güzelliklerini, yüce değerlerini dost meclisine taşımayanlar, yüreklerini işletmeyenler pas tutacaklar muhakkak.
Karanlığı sözle değil yürekle ışığa çevirmenin bir yolu olsa gerek… En alt basamağı kirli niyetli, kirli yürekli ölüye yalanını ve eğrisini hatırlatmaktır. Söz ehli bunu yapmaz, kırarım korkusuyla ikaz etmeyen, dostunu cehennemde bırakıp cennette nasıl rahat edecek! “ Bir insanı öldürmek âlemi öldürmek gibidir” diyen Cenabı-ı Hakk’ın huzuruna ölü yürekli, kirli niyetli dostların, arkadaşların sahibi olarak nasıl çıkarız. Aşka, aksiyona, fikre yürek ateşi katabileceklerin ölü yürekler, sağ damarları; kirli niyetlere ulvi niyetleri göstere bilecekleri zeminden kaçmaları ben selametiyle uğraşmaları, neyle izah edebilir…
Ölümlere, yürek ölümlerine, niyet ölümlerine seyirci kalanların söze yol verip aksiyonu unutmalarının bir izahı vardır. Ölüm ne kadar artarsa o kadar iyidir onlara. Çünkü ben selametine kavuşmuş, biriciklerini muhafaza derdindeki tembel seyircilerdir. En trajik oyunun seyircisi, en kötü oyunu yaşayandan daha aşağıdır.
alıntı _________________ söylediklerimden çok
Sustuklarım
seçtiklerimden çok
Reddedilmek için
ne kadar varsam
o kadar kimseyim kendime.
Yüreğin pazarı olmaz ama ı vardır.
cok güzeldi _________________ Vurulup Tertemiz Alnından,
Uzanmış Yatıyor;
Bir Hilal Uğruna Ya Rab,
Ne Güneşler Batıyor!!!
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız