Tarih: Sal Ağu 28, 2007 2:35 am Mesaj konusu: Aristo Sonrası Felsefe
Aristo'nun ölümünün hemen ardından felsefenin durumunu incelemeyi
yeniden sürdüreceğiz. Bilimlerin bir uzmanlık dalı biçimindeki gelişmesine
paralel olarak, bu dönemde felsefe, günümüzdeki felsefeden anladığımız
gerçek anlama sahiptir. Bu felsefe üç ana disiplinden oluşur: Mantık, fizik
(metafizik), ahlâk. "Mantık"; felsefî düşüncenin izlemesi gereken doğru
yolu gösteren bir disiplin, felsefeye bir giriş, bir başlangıç olarak
algılanıyordu.
Fizik (o zaman henüz metafizik kavramı yoktu) ise doğayı bütüncül olarak
kavrayan ve doğa içinde etkili olan güçleri irdeleyen disiplin olarak
düşünülmüştür. Bunun içindir ki Tanrıların var olup olmadığı konusu da
fiziğin konusu içinde sayılıyordu. Ahlâk ise, insan ile evren ilişkilerini
araştıran bir felsefe dalı olarak algılanıyordu.
Ahlâk, "insanın evrendeki konumu nedir? İnsan yaşamının anlamı nedir?
İnsan dünyaya hangi görevleri yapmak için gelmiştir?" gibi sorulara yanıt
arayacaktı. Ahlâk, o zamanki bir deyişle "en yüksek iyi"yi kendisine konu
yapacak, yani; "En yüksek iyi nasıl elde edilir?" sorusunun yanıtını
arayacak ve yavaş yavaş gelişerek, felsefenin temel disiplini olacaktı.
İnsanın yaşam karşısında ne gibi bir tutum alması gerektiği, ne gibi
görevlen olduğu konularını bilmek için felsefe ile uğraşılır olmuştu.
Böylelikle ahlâk, felsefenin "amacı" oldu, felsefe ahlâk ile olgunluğu
yakalayabildi. Fizik ise, felsefenin ana disiplini durumuna gelen ahlâka,
yalnızca temel olma görevini üstlendi. Çünkü, insanın evren karşısında
nasıl bir tutum içinde olacağını bilmek için, öncelikle evrenin yapısını
bilmek gerekir. Mantık ise, evreni bilmek için, ne gibi bir yolun izlenmesi
gerektiğini gösterecekti.
Ancak, asıl amacını ahlâkta bulan felsefe, zamanla, yavaş yavaş bir "din
görüşü" durumuna dönüşmüştür. Çünkü eski Yunan dini, Tanrıları,
mitologyası ve gelenekleri ile artık aydınları tatmin etmiyordu. İşte o
dönemin kültürlü insanları için gelenek ve dinin "bos bıraktığı" yeri felsefe
doldurmuştur. Bu gelişme, felsefenin birbirine karşıt birtakım okullara
ayrılmasına neden olmuştur.
Bu dönemin felsefesinin karakteristik yanı: Kafaları uğraştıran ahlâk
konularına özellikle "ölüm" konusu eklenmiştir. Eski Yunanlılar ölümü çok
doğal bir olay olarak algılar. Ancak bu sözünü ettiğimiz dönemde ölüm
artık doğal bir olay olmaktan çıkmış, bir "sorun" olmaya başlamıştır. Bu
nedenle; "Taşçım karşısında nasıl bir tutum almalıyız!" sorusu yanında bir
de "Ölüm karşısında nasıl bir tutum almalıyız?" sorusu ortaya atılmıştır.
Böylece zorunlu olarak, ölümü de içinde taşıyan hayat karşısında "en
uygun tutumun ne olacağı"^ bu dönem felsefe okullarını ilgilendiren
başlıca konulardan biri olmuştur.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız