SEVDIMSENI.NET :: Başlığı Görüntüle - Herşeyi Bırakıp Gitmeyi İstemek
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »
Yazar
Mesaj
neval Moderator Kayıt: May 30, 2006 Mesajlar: 7585
Tarih: Çar May 16, 2007 11:36 pm Mesaj konusu: Herşeyi Bırakıp Gitmeyi İstemek
Herşeyi Bırakıp Gitmeyi İstemek
Saklı denizlerin en güzeliydi gözleri ve acemi martıların uğrak rıhtımı..
ne zaman başını eğse, kirpiklerine yığılırdı bulutlar
ne zaman gözlerini açsa,
yağmur sonrası ıslaklığı …
……………………..
söz çoktu aslında
ama sadece bir tanesi bile yetiyordu her şeyi anlatmaya nasılsa..
günden güne kendini eskitirken varlığı
“gitmek istiyorum” diye mırıldanışların kalıyordu ondan geriye,yalnızca …
masada öylece oturuyordu..
hatta o masada ne kadar zamandır oturduğunu şimdi biri ona sorsa
öylece devam eder
sürerdi suskunluğu ...
sonra bi ara sıyrılır gibi oldu dalgınlığından, uzandı bi sigara yaktı
ve içine çekip bıraktı kül rengi dumanı ki bu ne zamanın alışkanlığıydı
zaten kül rengi olan içi de,o dumanı hiç yadırgamadı..
bir yitiğin not defterine dönmüştü günleri nice zamandır
neresinden baksa bozamadığı ezberiydi artık yaşamak..
hisleri körleşmiş özürlüsü gibi hayatın,
günlere başlayıp isimlerine bile bakmadan bitiriyordu içlerine bile karışmadan..
yüzünde o donuk ifade
ve ustalığı hep benzer şeyleri yapmaktan gelen o el yordamı becerisiyle
bi sonrakine uyanıyordu bir bir, başucunda kurulmuş mutsuzluğu ile ..
haliyle hiç bişey bırakmıyordu böyle olunca gün bitimleri ona
ne içine bi kuş sesi,
ne saçlarına çiçekler,
ne de ferahlatan bi esinti havalandırıyordu, yerini unutmaya başladığı yüreğini..
yani, tortusu mutsuzluk,
yani, cümlelerinin sesi kısık,
sadece sessiz harflerle bi hikaye yazmak düşmüştü sanki onun payına
yazsa öyle sıradan
yazmasa, ayrı bi boşluk…
düşünüyordu tüm düşüncelerden bıkkın,
bir elinde sigarası, diğerine yasladığı başı
dalgınlıkla denizini yitirdiği kıyılarını özlüyordu ömrünün
neresinde hayatın düşleriyle arsındaki mesafe bu kadar açılmış,
nerede yanılmıştı böyle kocaman ?
hem bakmaya korkuyor
hem de yapılacak bişey kalmıştır belki diye
cam kırıkları gibi saçıldığı bir hayatın orta yerinde
hayallerini arıyordu düşe kalka ve çırılçıplak yüreğiyle…
…
aslında herkes gibiydi o da biraz
çokta fazla kendisine vurmasına gerek yoktu belki de o kadar..
sonuçta aynı yuvanın karıncalarına benziyordu işte
yapması gereken işler için sabah dağılıp
o günkü işlerinde tüketiyordu kendini, sorgusuz su^alsiz..
sonrada şehrin tüm mutsuzları gibi
dönüyordu yuvasına, gövdesi ayakları üzerinde, ruhuysa her zamanki boşlukta..
çoğu zaman bozulmak içindi kendine verdiği sözler onun da mesela
ve hep zamansız olmuştur sorsalar rastlayışı güzel şeylere..
tam tutacakken örneğin, kayıp gitmiştir mutluluk parmaklarının arasından,
tam inanacakken gerçekliğine
bi kere daha uyandığı olmuştur mutlaka düşleri herkes kadar ..
sonra, en olmadık zamanlara denk gelmiştir aşkla karşılaşması ona kalırsa
yada en vakitsiz zamanlarda gökkuşağının yanından geçip gitmiştir yolu..
yani hep bişeyler girmiştir mutlulukla arasına
ya sevgiden duvarlar,
ya üstüne giydirilmiş kurallar,
yada sonraya bırakışlar bir şeyleri..
ve işte böyle olunca da
şimdi çölleşen bi hayatın kuşatmasında,
yanlışlıkla açılmış bi çiçek gibi haykırıp duruyor çığlık çığlığa kendini
onun yarı bıkkın,
onun yarı pişman
ve yorgun ruhunun
hiçbir yere olan
aitsizliği …
……………….
çoktandır mutsuzluğun yüz ölçümü
içinin yüz ölçümünden daha geniş olmaya başlamıştı
yani kısaca
içinde ona mutsuzluktan başka gidecek tek bi adımlık dahi yer kalmamıştı..
göğsündeki soluksuzluk,
ruhundaki bıkkınlık
ve gövdesinin tüm kuşatılmışlığıyla,
içini yakıp kavuran duygunun adıydı “gitmek”
gitmek ki elinden gelse,
kendinin bile uzağına..
boğulmadan önceki son bilinç anı
dibini bulamadığı bi boşluğa düşüp dururken, yineleyip durduğu mırıltıydı “gitmek”
kendini avutamadığı ve umduklarının karşılığını alamadığı zamanların
yerini bilmekle bile rahatladığı
yangın merdiveni,
yolunu içinde gizlediği acil çıkışıydı ..
ve sonra dünyanın diline yabancı kalıp içine düştüğü manasızlıkta
ve boğuşmaktan yakasını kurtaramadığı hayatın bu karmaşasında
iç cebinden kolay kolay çıkartamayacağını biliyor olsa bile
her zaman orda olduğuna güvendiği
biletinin adıydı “gitmek” ..
gitmek ki,
gönülsüz dolaştığı bu hayat sokaklarının, aklına gelince heyecanlandığı
tek arka kapısı …
………………….
böyleydi işte..
uzunca zamandır yüreğini daraltan bir soluksuzluk hissi,
kar misali yağıp duruyordu üzerine..
üstelik bu defa erimiyordu da o kar,
tutup, birikiyordu günden güne, buz tutan içinin her yerini..
ama yapamıyordu işte, kaçıp gidemiyordu soğuğundan kendinin
oysa ahh ! titremeseydi dizleri,
oysa ahhh ! anlayabilseydi sevdikleri içindeki bu “gitme” isteğini
ve ahh ! cesareti olsaydı her şeyi olduğu gibi ardında bırakmaya
ve göze alabilseydi sil baştan yapıp, yürüyebilseydi bi hayalde kaybolmaya ..
yetseydi gücü, kesebilseydi ipini bağlanmış ayaklarının..
yapabilseydi, dönülmeyen gitmelere salabilseydi adımlarını..
girebilseydi kollarına ilk gençlik düşünün,
ve süsleyebilseydi yine içinde mutluluk olan bir şarkıyla dudaklarını..
ama olmuyordu işte,
yapamıyordu,
tıpkı bugüne kadar defalarca yapamadığı gibi
kalakalıyordu her zamanki halde dizlerini çekip kendine..
yine kendi ömründen taşıp, ziyan oluyordu gün gün eskimiş hüznünün arka bahçesinde..
sonra yine kapısını açınca, duvar
sonra yine penceresinden bakınca, duvar
sonra caddeler
bu şehir ve sokaklar…
sonra işler,
ve çevresi,
yani her yer, nefes alıp verdiği..
nasılda kuşatılmıştı böyle
ve nasılda adım adım, siyah beyaz günlere razı ama kendine borçlu bırakılmıştı..
şimdi dışından içine,
şimdi içinden dışına,
hayatı örülmüştü adeta santim santim bütünüyle, halden anlamaz bu duvarlarla..
ve o, onu boğan her şeyin arasında
bir avuçluk gökyüzüne hasret,hiç bitmeyecek günlerini sayan hükümlü gibi
bahaneler için bile zorlanıyordu, hayatının kalanına tutunmaya..
ve şimdi bakınca ömrü
ve kendine sorunca hayatı,
ve seçtikleri,
ve seçmedikleri,
neredeyse hepsi batıyordu her yutkunuşunda sırasıyla boğazına..
ve işte böyle zamanlarda, dağın kaderini anlıyordu
ve anlamak daha çok yakıyordu onun canını..
ve işte böyle zamanlarda taşın çaresizliğini görüyordu
ve içini bi kat daha ağırlaştırıyordu, gördükleriyle yüzleşmesi..
ve sonra o dağlar kadar çaresiz
ve sonra o taşlar kadar hareketsiz
ve bütün bunları kabullendiğinden, kendine içten içe küs
tırnaklarıyla yolup kanatıyordu günlerini ve kendini
çünkü böyle yaşadığı her günü, yara sayıyordu artık
onun takatsiz kalmış
yüreği …
………………….
uzandı bi sigara daha yaktı
ve kül rengi dumanı,
kül rengi içine çekti yine ezbere ve bıraktı..
dönülmeyen gitmelere güçsüz
mutsuz kalmalara alışkın
ve bir günün umrunda bile olmayan bi vaktinde
çırılçıplaktı işte yine kalbi
saklanacak hiçbir yer bulamamıştı..
söz çoktu aslında
ama sadece bir tanesi bile yetiyordu her şeyi anlatmaya nasılsa..
günden güne kendini eskitirken varlığı
“gitmek istiyorum” diye mırıldanışları kalıyordu bir tek ondan geriye
ve kimselere sezdirmediği
kafes kuşu yalnızlığı …
-alıntı - _________________söylediklerimden çok
Sustuklarım
seçtiklerimden çok
Reddedilmek için
ne kadar varsam
o kadar kimseyim kendime.
Başa dön
alcera Moderator Kayıt: Nov 08, 2005 Mesajlar: 11809
Tarih: Cum Arl 14, 2007 12:47 pm Mesaj konusu: Re: Herşeyi Bırakıp Gitmeyi İstemek
acı bir yazı biraz umutsuz ve karamsar
Alıntı : çoktandır mutsuzluğun yüz ölçümü
içinin yüz ölçümünden daha geniş olmaya başlamıştı
_________________Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
iki tarih sayfası gibiyiz ardarda
birinde başlayan cümlenin sonu ötekinde düğümlenir ancak
Başa dön
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız