Kayıt: May 24, 2006 Mesajlar: 19703 Şehir: İstanbul
Tarih: Per Mar 29, 2007 2:33 pm Mesaj konusu: Gottfried Wilhelm Leibniz
17. YÜZYIL FİLOZOFLARINDAN
Onun felsefesi de Descartes ve Spinoza'da olduğu gibi matematik ile ilgilidir. Ancak Leibniz pratik hayata çok değer vermiş. Yaşadığı dönemin tüm pratik sorunlarıyla az çok ilgilenmiş ve her vesileyle kaleme sarılmıştır fakat yarım kalmış pek çok eser bırakmıştır.
Leibniz'in yöntemi Descartes'de olduğu gibi bilgi öğretisiyle başlar. Bilgiyi dört basamağa ayırmıştır. Birincisi, duyu bilgisidir. Bu bilgi türü son öğelerine kadar ayrıştırılmadığı için açık ve seçik değildir. İkincisi, açık olan duyu bilgisidir. Bir şeyi yeniden gördüğümüzde hatırlayabiliyorsak bu bilgi türü açıktır. Üçüncüsü açık ve seçik olan duyu bilgisidir. Bu bilgiye ise duyularımızda ayrım yapmaya ve ve bu ayrımları tanımlamaya giriştiğimizde ulaşırız. Dördüncü ve asıl olan bilgi ise nesnenin her bir öğesinin çözümlemesinin tamamlanmasıyla ortaya çıkar.
Bilgi teorisinde Leibniz duyulara dayanır. Duyu yoksa bilgi de yoktur. Ancak duyuların bir bilgi olabilmesi için bilince ihtiyacı vardır. Bilinçte de doğuştan var olan geometri kavramları gibi bazı kavramlar vardır. Sayılar da duyulardan edinilemez, bilinçte doğuştan vardır. Yine bilinçte kavramlar yanında doğuştan doğrular ve ilkeler vardır. Örneğin mantık ilkelerinden, çelişmezlik ilkesi gibi. Bu ilkeler kullanılarak matematik ve mantık oluşur. Örneğin ikiye bölünemeyen bir çift sayı aramak çelişmezlik ilkesine aykırıdır, çünkü bu çift sayının tanımıyla çelişir. Aynı şekilde Tanrı zorunlu olarak vardır, çünkü Tanrı'nın tanımı gereği o en gerçek varlıktır, var olmaması halinde "en gerçek" olma sıfatı ortadan kalkar ve tanımı ile çelişir. O bu tür doğrulara "öncesiz ve sonrasız doğrular" der. Bir de deneylerden gelen doğrular vardır. Bu çeşit doğrular ise rastlantısaldır ve olanaklıdırlar. Yani başka türlü de olabilirlerdi.
Leibniz'in şeylerin özü olan tözleri tanımlaması ise kendisinden önceki filozoflardan farklıdır. Ona göre töz etkin kuvvettir ve tam bağımsızdır. Ancak kuvvet yer kaplamadığından maddi değildir. Yer kaplama, tözün kendisini göstermesinin, etkisinin bir sonucudur. Tözler sonsuz sayıdadır. Bölünemeyen, kendi içine kapalı olduklarından birbirlerini etkileyemeyen bu tözlere o monad "monade" der. Ancak monadlar birbirleri ile bağlantılıdır. Her bir monad özünde diğer tüm monadları temsil eder, onların çokluğunu kapsamıştır. Monadların ortak özelliği ise evreni düşünme, tasarımlamalarıdır. Bazı monadlar evreni diğerlerinden daha açık ve seçik tasarımlar. Bölyece bir sıralama oluşur, en altta sadece duyan monadlar varken en üstte salt tasarımlayan monadlar vardır. En alttakiler madde iken en üstte Tanrı vardır. Burada aktif olabilen monadlar açık ve seçik tasarımları olanlardır. Tam olarak açık ve seçik tasarımları olan Tanrı'da tam etkindir, etkinliğin kendisidir. Tam olan açık ve seçik tasarım nedeniyle Tanrı tek, ancak karışık tasarımları nedeniyle daha aşağıdaki monadlar sonsuz sayıdadır. Birbiri ile aynı olan iki monad yoktur, böyle olsaydı birbirlerinden ayırt edilemezlerdi. Yani evrende birbiri ile aynı olan iki şey bulunamaz.
İnsanın ruh monadı ile beden monadı arasında bir bağ yoktur, ancak bu iki monad birbirlerinin tasarımlarını tasarımladıkları için arada bir etkileşim varmış gibi görünür. Bu iki monad arasında Tanrı tarafından en başta kurulmuş bir uyum vardır. Bu uyum tüm evrendeki monadlar için geçerlidir. Yani Tanrı evreni bir uyum içinde düzenlemiştir. Bu uyum Tanrı tarafından bir amaca göre düzenlenmiştir. Yani evrendeki olaylar zorunlu olarak bir amaç etrafında döner. Evrendeki tüm monadlar evrenin tamamını tasarımlar. Bu tasarım aşağı monadlarda da vardır ama bir monad ne kadar aşağıda ise, yani tasarımları ne kadar karmaşık ve bulanık ise evren tasarımı o kadar bilinçsizdir. Yani madde bilinçten yoksundur. Tanrı ise tüm evreni tam bir açıklık ve seçiklikle bilinçli olarak tasarımlar. Uzay ise gerçek değildir, sadece monadları düzenleyen bir form görünüşüdür. Zaman da uzay gibi gerçek değildir ve ard arda gelişin form görünüşüdür. uzaydaki hareketler ve değişmeler aslında monadlardaki olup biten şeylerin birer görünüşüdür. Monadların bağlı olduğu zorunluluk dolaysıyla uzaydaki olaylar da zorunluluk içerir. Her hareket bir başka hareketten çıkar ve bir başka harekete zorunlu olarak dönüşür. Ayrıca Tanrı bu evreni sonlu varlıklardan yaratmak zorundaydı. Çünkü etkinliğini göstermek için sonlu varlıklara gereksinimi vardı. Sonlu varlıklar da sonlu oldukları için tam yetkin değillerdir ve evrende bulunan kötülük, acı ve mutsuzluk gibi durumların sebebi budur.
İnsan ruhu da bir monad olduğu için yok olmaz. Yani insan ölümsüzdür. Ölüm sadece monadın bir içine kapanma hareketi gibi anlaşılabilir, doğum ise bir açılımdır. Bir monadın tasarımları karmaşıksa, açık ve seçik değilse o monad özgür değildir. Bundan dolayı özgür olmak yani aktif olmak isteyen bir ruhun açık ve seçik tasarımları olmalıdır. Leibniz'e göre bir akıl dini bir de pozitif din vardır. Akıl dini sadece akıl yolu ile temellendirilen din olup diğerinden üstündür. Pozitif din ise tarihi dinlerdir ve akıl ile temellendirilemezler, bir olgu olarak kabul edilirler, olgusaldırlar. Asıl din de akıl dinidir ve bu dinde asıl olan Tanrı sevgisidir.
ALINTI _________________ Kavgasını verdiğim, yüreğim kan revan olup vazgeçmediğimsin..
Tek'sin...Sonsuza dek'sin..Soluk almak, yorulmak, gülümsemeksin...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız