Kayıt: Jan 14, 2006 Mesajlar: 3287 Şehir: Susam Sokağı:):):)
Tarih: Sal Ağu 08, 2006 11:24 pm Mesaj konusu: Barcelona - İspanya
Barselona, İspanya'nın Katalonya özerk bölgesinin başkentidir. Ayrıca Gaudi'nin başını çektiği modernizm akımıyla planlanmış, 1900'lerden kalma çok güzel ızgara planlı modern bölümü ilgi çekmektedir. Yaygın dil Katalancadır.
Katalan Bölgesinin başkenti konumundaki Barselona, tarihi, sanatı, mimarisi, eğlencesi ile unutulmaz bir kent Barselona'nın geçmişinin İspanya'dan daha eski olması ilginçtir. 9.Yüzyılda Katalan bir asilzade aile tarafından kurulmuştur
Kentin simgesi Sagrada Familia Kilisesinin yapımına 1882 yılında mimar Villar başlamıştır. Bir yıl sonra mimar Antonio Gaudi devraldı. Gaudi'nin ömrü ancak kilisenin ön cephesi ve planlanan onsekiz kuleden sekizini tamamlamak için yetti. Gotik tarzın örneği olan ünlü kilise hala tamamlanamadığı için 'Bitmeyen Kilise'olarakta binilir.
İstanbul'da İstiklal Caddesi neyse Barselona'da 2 km'ye yaklaşan uzunluğu ile La Ramblas odur. Kafeler, müzeler, alışveriş merkezleri, sokak müzisyenleri ve akrobatları ile çok hareketli bir caddedir.
Kente damgasını vuran yerlerden biriside Akdeniz'in en hareketli limanı olan Barselona Limanıdır. Bu limana yılda 700.000'den fazla gemi uğradığı söylenir. Limana çıkan ana yollarından biri sizi ünlü kaşif Christopher Columbus'un heykeline götürür.
Picasso 1985-1900 yıllarında Barselona'da yaşamıştır ve 1900 yılında ayrıldığı Barselona'ya 1901 yılında dönen Picasso 1904 yılına kadar tekrar Barselona'da yaşamış ve Mavi Dönemim dediği ürünlerini yaratmış fakat 1904 yılından sonra Fransa'ya yerleşmiştir. 1973 yılında Fransa'da ölmüştür. Museo Picasso, 1981 yılında eşinin de Picasso'nun yaptığı seramik çalışmalarını bağışlamasıyla bugünkü halini almıştır. Ünlü ressamın 2,500'den fazla eserini bu sehirde özellikle de Museo Picasso'da görmeniz mümkündür.
Barcelona'dan bahsedip boğa güreşinden bahsetmemek olmaz. Kent Meydanında yer alan arena katalanlar ve turistler için ilgi çekici bir yerdir. Flamenko dansı yapamasanız da izleyebileceğiniz gece klüpleri çok sayıdadır. Aslında Barselona demek eğlence demek. Kentin her yanından eğlenebilecek yerler bulmak mümkün.
Yemekler konusunda akdeniz mutfağına yakın olan Türkler yabancılık çekmeyecektir. Zeytinyağlı yemekleri nefis ve hafif. Barcelona'da Balık yemeden gelmekte olmaz. Tapas, zeytinyağı, peynir, patates, jambon, sosis, balık ve sebzelerle hazırlanan bir salata türüdür ve geleneksel bir mezedir. Patatesli omlet olan 'tortilla'yı da tatmanız önerilir.
_________________ Z’amansız bir siyahtım…
S’oyundum…
Gökkuşağını giydir bana
Yahut mavi denizleri
“Şiir” ol…
Kurtar beni…
En son kontess tarafından Cum Şub 09, 2007 8:55 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.
La Ramblas ı görmek isterdim merak ettim şimdi ohh yüü yürü dur upuzun _________________ iki tarih sayfası gibiyiz ardarda
birinde başlayan cümlenin sonu ötekinde düğümlenir ancak
Kayıt: Sep 14, 2005 Mesajlar: 11753 Şehir: istanbul
Tarih: Cum Ağu 10, 2007 2:46 am Mesaj konusu:
İspanya ve Katalan Halkı
Dokuzuncu yüzyılda , İspanya kurulmadan yüzlerce yıl önce Barselona Katalan bir asilzade aile tarafından kurulmuştu. Kendi dilleri, gelenekleri ve kültürleri olan bu imparatorluk Sicilya ve Sardinya adalarını da içine alıyordu. 1939'a kadar varlığını sürdüren imparatorluk birinci dünya savaşından sonra egemenliğini kaybetti. İspanya 'nın faşist diktatörü Fransico Franco' nun 1975 yılındaki ölümünden sonra, Barselona İspanya 'nın içinde sanki ayrı bir ülke kimliğine büründü...Sardinya halkının dansı özgürlüğün dansı olmuştu artık. Küçük adımlarla birbirine halka olmuş insanların romantik, ritmik, kibar dansı. İsteyen herkesin katılabildiği danslarda her yastan her milliyetten insan görmek olasıdır. Özellikle turistler için bu esi bulunmaz bir deneyimdir... Katalan 'ların bayındırlık sürdüğü 1830'lu yıllarda Barri Gotic bölgesinde, ortaçağ sınırlarından ayrılarak yeni Barselona vizyonuyla zengin kentsoylu bir toplumun ilk tohumları atılmıştı.1950'lili yıllarda ise şehri çevreleyen duvarların bir çoğu yıkılarak yerine Ildefons Cerda tarafından eski şehrin etrafına hızla yayılan bitkilerle çevrildi. Bu şehrin sokaklarında ızgara sistemine geçilmesiyle birlikte tam olarak Rönesans başlamış oldu.Bu dönemin zengin ve yetenekli mimarlardan arasında Antonio Gaudi, Domenech-i Montaner, Puig-i Cadafalch, Jujol ve Valeri'yi sayabiliriz...
Barselona'nın tarihi birçok istilalar, saldırılar, yıkımlar ve yeniden yapılanmalarla dolu. Bu istilalar dokuzuncu yüzyılda İber kabileleri ile başlayıp aralarında Yunanlılar, Gothlar ve Arapların da bulunduğu milletler tarafından yüzyıllarca sürdürülmüş. Daha sonra onbeşinci yüzyılda Katalonya ve Aragon'un da birleşmesiyle başkenti Barselona olan yepyeni bir ülke kurulmuş. Ancak onsekizinci yüzyılda, bu devletin Bourbon İspanya'sına katılmasıyla bağımsızlıkları sona ermiş. Ve o gün bugündür hala, o zamanlar kaybettikleri özgürlüklerini yeniden kazanma hayaliyle yaşıyorlar.
Katalonya bölgesinde toplam altı milyon insan yaşıyor ki, bunun iki milyonu Barselona'lı. Kendileri Katalan diliyle konuşuyorlar ve bu dilin bizim bildiğimiz İspanya'nın genelinde hakim olan esas İspanyolca’yla hiçbir alakası yok. Özerk bir devlet olma sevdasıyla hemen her konuda kendilerini İspanyollardan ayırıyorlar ve hatta içinde kimsenin yaşamadığı Montjuic Sarayı'nı da her an mutlu haber gelebilir diye hazır bekletiyorlar. Bu asi tavırları tabii ki Barselona ve Madrid halkının arasını çoktan açmış durumda. Birbirlerine karşı hissettikleri nefreti saklamaya gerek bile görmüyorlar. Mesela, bundan birkaç yıl önce, Barselona’da, Galatasaray ve Barselona takımları karşılaşmadan bir gün önce Madrid'deydim. Bir mağazadan yaptığım alışveriş sonrası klasik soru geldiğinde, "Türküm" dedim, "Yarın sizinle Barselona’da maçımız var ". Tepki ilginçti: " Bizimle değil, Barselona ile maç yapacaksınız ve umarım Galatasaray beş gol atar ". Sonuç olarak, işte bu iki büyük şehir arasında böyle bir düşmanlık mevzu bahis. Barselona’yı Barselona yapan en önemli faktörlerden biri ünlü mimar Antoni Gaudi. 1852 yılında, Katalonya bölgesindeki Reus'da doğan Gaudi, çocukken sık sık hastalandığından, yaşıtlarıyla oynamak yerine etrafını gözlemlermiş. 17 yaşında, Barselona’da mimari öğrenimine başladığında epey gelişmiş olan bu yeteneğinin çok faydasını görmüş. Üniversite yılları sırasında sergilediği sıra dışı ve hatta uyumsuz kişiliği, daha sonra yaratacağı eserlerin habercisi olmakla kalmıyor ayrıca mimarın tam bir Barselona'lı olduğunu da kanıtlıyor. Okul yıllarından sonra dönemin ünlü mimarlarıyla çalışma fırsatı bulan Gaudi, hayatının tek aşkı Pepita Moreu'yu da utangaçlığı yüzünden başkasına kaptırdıktan sonra, tüm hayatını mimariye adamış. Daha sonra bir sene içinde annesi ve iki kardeşini kaybeden mimar, belki de özel hayatındaki boşluk yüzünden her geçen gün daha büyük projelere el atmış. 74 yaşında, trajik bir biçimde, adının neredeyse özdeşleştiği ve bugün bile hala tamamlanmamış olan "La Sagrada Familia" katedralinin önünde bir tramvay çarpması sonucu hayatını yitirmiş. En önemli eserleri arasında; içinde iki tane kendi stili ev de bulunan Park Güell, dönemin varlıklı aileleri için yaptığı ve o zamanlar pek beğenilmeyen, dalga görünüşündeki Casa Batllo ve Casa Mila gibi binalar bulunmaktadır. Kısacası, Barselona sokaklarını gezerken göreceğiniz bir tarihi, bir fantastik, bir sıradan, bir futuristik diye tanımlanabilen binalardan doğan çelişkide Gaudi'nin etkisi büyüktür.
Eğer bu mimari zenginliği caddelerde dağınık bir şekilde değil de, daha derli toplu bir alanda görmek isterseniz, o zaman mutlaka "Poble Espanyol"u görmelisiniz. Buraya kısaca İspanya'nın mimari açıdan bir özeti diyebiliriz. Bu "İspanyol Köyü"nde sadece birkaç saat geçirerek, İspanya'daki onyedi bölgeye ait mimari özellikler hakkında fikir sahibi olmak mümkün. Ayrıca bu mimari kolaj, diğer ülkelerdeki benzerleri gibi minyatür bir takım oyuncaklar yerine gerçek boyutlarda sergileniyor. Gezerken yan yana dizilmiş, normalde asla birlikte göremeyeceğiniz bir Segovia, bir Zaragoza ve bir Barselona tarzı ev karşınızda biterken, köşeyi döndüğünüzde birden kendinizi kırmızı çiçeklerle bezeli beyaz evleriyle ünlü Sevilla mahallelerinden birinde buluyorsunuz. Bu arada, girişte verilen broşürde, tüm İspanyol evlerinin sergilendiği böyle mükemmel bir projenin milliyetçi bir Katalan olan Josep Puig i Cadafalch'a ait olduğu altı çizilerek yazılmış. Bu mimarın Katalonya'yı bu kadar savunup da projesine tüm İspanya'yı dahil etmesi yine kendi içerisinde bir çelişki barındırmakta.
Barselona’nın en dinamik yerlerinden biri de "Port Vell" limanı. Burada ilk gidilebilecek yer "L'aquarium" ki önünde sevindirici bir şekilde diğer bayraklarla birlikte Türk bayrağı da bulunuyor. Avrupa'nın en büyük akvaryumu olma unvanına sahip olan bu muhteşem balık müzesinde toplam yirmibir akvaryumcuk bulunuyor ki her birinde adını bile duymadığınız veya sadece resimlerini gördüğünüz onlarca cins canlı barınmakta. Denizatı, cerrah, sıçan, palyaço, çöpçü ve kelebek balıkları bunlardan sadece bazıları. En son akvaryumda ise gösterişli assolist köpekbalığı var ki, insan hakikaten nutku tutularak izliyor. Bu şaşkınlığın neden olduğu yığılmayı görevlilerde farketmiş olmalı ki, önünde yürüyen bant bulunan tek akvaryum bu. Aynı bant sizi, içinde balıklı, istiridyeli, deniz yıldızlı binlerce hediyelik eşyanın bulunduğu mağazaya yönlendiriyor ve o kadar çok çeşidin olduğu bir dükkanda özellikle de derinlik sarhoşu olmuşken, tuzağa kolayca ve isteyerek düşüyorsunuz.
Bu büyülü dünyanın ardından, yine "Port Vell"de geleceğin sineması olarak tanımlanan IMAX'ta üç boyutlu ya da bir düşük kademesi niteliğinde (omnimax) bir film izleyerek biraz dinlenmek isteyebilirsiniz. Ancak, içeriye girdiğiniz andan itibaren burasının dinlenilebilecek en son yer olduğunu fark edeceksiniz, zira film başlamadan bile, sadece bir mekan olarak ortam epey baş döndürücü. Şöyle ki: Bir küreyi ikiye bölüp, yarısını perde, diğer yarısını da oturma grubu yapmışlar. Koltuklar yukarıya doğru öyle dik sıralanmış ki, neredeyse arka arkaya değil de, üst üste olduğunu düşünüyorsunuz. Yani üst sıralarda başınız dönse, kendinizi bir anda ilk sırada bulmanız işten bile değil. Ayrıca filmden önce yapılan "başınız dönerse sakın ayağa kalkmayın, elinizi kaldırıp bir görevliden yardım isteyin" türünden uyarılar film öncesi zaten yüksek olan tansiyonunuzu daha da arttırıyor. Derken heyecanla beklenen film başlıyor ve sevindirici bir şekilde kimse görevliden yardım isteyecek duruma gelmese de, ekranda bir arının belirmesiyle birlikte, önce sağınızda hissettiğiniz vızıltı, daha sonra arkanıza ve sonra da solunuza geçince ister istemez huylanıp, "yoksa birazdan da sokacak mı?" demeden edemiyorsunuz. Sonuç olarak, bu geleceğin sineması, en kısa zamanda ülkemize de gelmesi gereken, süper bir olay.
Bu kadar yorucu aktiviteden sonra, limanda bir motor gezintisi cazip gelebilir. Ancak fazla değil, hareket ettikten sadece iki dakika sonra olayın aslında beklediğiniz gibi olmadığını anlıyorsunuz. Motorun hareketiyle, bangır bangır çalan tüyler ürpertici müzikle birlikte, kaptan koltuğuna oturmuş şahsiyetin inatla yaptığı şakalara maruz kalıyorsunuz. Bu çok önceden tezgahlanıp binlerce turist üzerinde denenmiş olan şakaların içinde, bir sopanın ucuna iple bağlanmış olan plastik örümcekle korkutulmak da var. Bunun yanında, motordaki çocukların zorla dümene oturtturulup, resimlerinin çekilip, sonra da ailelerine satılma durumu mevzu bahis. Her türlü sinir hastalığına sebep olacak bu gezinin, hiperaktif kaptan tarafından neden böyle bir işkenceye dönüştürüldüğüyse ancak gezi sonunda anlaşılıyor; limanda kesinlikle görülmeye değer bir manzara yok ve vatansever kaptan da sadece yolcuları oyalayarak, iyi bir Katalan olmaya çalışıyor (!) .
Bu aydınlatıcı geziden sonra, hemen limanın çıkışındaki Denizcilik Müzesinde (Maritime Museum) geçmişe bir yolculuk, yapılacak en uygun şey. Burada denizcilik tarihi ve gemilerle ilgili her türlü bilgi verilmekle kalınmamış, ayrıca ziyaretçiler için bir deniz macerası bile hazırlanmış. Bu macerayı iliklerinize kadar hissetmeniz için, sizi mekanik olarak hareket eden bir gemi güvertesine bindiriyorlar. Fırtına efektleri ve yüzünüzde hissettiğiniz rüzgar sayesinde de iyice havaya giriyorsunuz. Gerçekten ilginç ve keyifli bir tecrübe.
Bu kadar farklı dünyalara girip çıktıktan sonra, artık gerçek dünyaya dönmek isterseniz, Barselona’nın en ünlü caddesi olan "La Rambla"da yürüyüş yapabilirsiniz. Cıvıl cıvıl bir ortamda en çok dikkati çekenler yol boyunca dizilmiş olan 'yaşayan heykeller'. Heykelliği meslek olarak seçmiş bu insanlar, baştan aşağı boyanmış ve de kostümleriyle adeta bütünleşmiş bir şekilde, sabahın erken saatlerinde her zaman durdukları köşeye geliyorlar. Önlerindeki kutuya atılacak üç-beş peseta için, akşama dek hareketsiz bir biçimde kalıyorlar öylece. La Rambla'nın vazgeçilmez bir öğesi haline gelen bu etten heykeller, hayret ve acımayla karışık bir duygu uyandırıyorlar insanda.
Barselona, büyük ve temiz caddeleriyle, geniş meydanlarıyla, rengarenk vitrinleriyle, şık ve tarihi binalarıyla Paris benzeri bir şehir. Özellikle nüfusun artıp da yerleşim alanlarında genişlemeye ihtiyaç duyulmasıyla, şehrin en eski tarihi kısmı haricindeki çevre tamamen Paris örnek alınarak yeniden inşa edilmiş. Her köşe sekizgen dizayn edilmiş. Her kaldırım yaklaşık 3-4 metre genişliğinde, caddeler 2-3 şeritli.
Görülmesi gereken ilk yer, şehrin merkezinde, ünlü mimar Gaudi’nin Kutsal Aile anlamına gelen Sagra da Familia kilisesi. Gotik tarzında dizayn edilen kilisenin yapımı halen sürüyor ve yaklaşık 25 yıl sonra biteceği söyleniyor. Projeye 1883 yılında Francisco Villar tarafından başlanmış, 1882 yılında Gaudi tarafından, henüz 25 yaşındayken, yeniden dizayn edilmiştir. Yeni iş olanakları için buraya gelip yerleşen halkın bir kiliseye ihtiyacı olduğu için, halkın verdiği paralarla yapımına başlanmış. Her birinin farklı bir hikayesi olan 4 uzun ve 8 kısa kulesi, renkli seramiklerle süslenmiştir.
Casa Mia yine Gaudi’nin tasarımı olan bir yapı. Her biri birbirinden farklı pencereleri, yaprak motifli balkonları ve köşesiz odaları ile çok farklı bir yapıya sahip. İçi ziyarete açık. Özellikle çatısı, dalgalı yürüyüş yolları ve insan yüzünü andıran bacalarıyla görülmeye değer. Vakti zamanında ünlü mimarlara şık eserler yapmaları için zenginler tarafından paralar verilirmiş. Özellikle Passeig de Gracia caddesinde ünlü mimarların adeta birbirleriyle yarışır şekilde yaptıkları tarihi binaları yan yana görmek mümkün. Bu caddeye Barselona’nın Champs Elysee’si de denebilir.
Park Guel, yine Gaudi’nin o çağlarda yaşamış çok modern ve sıra dışı bir mimar olduğunu kanıtlıyor. Çeşmeler, kıvrımlı duvarlar, burgulu sütunlar ve renkli seramiklerle süslenmiş park, Gaudi’nin fikirlerini yansıttığı için UNESCO tarafından korunmaya alınmıştır. Son derece özgün tasarımları ile, yeşillikler içinde yürüme yolları ile, şehrin uzağında temiz hava alabileceğiniz farklı bir mekan.
Ünlü cadde La Rambla dan yürüyerek limana kadar inmekten zevk alacaksınız, çünkü tıpkı İstiklal Caddesi gibi çok hareketli ve renkli. Bir deniz kıyısı şehri olduğu için çok uzun ve güzel bir marinası ve sahilde de deniz mahsulleri tadabileceğiniz şık balık restoranları var. Şehirde gezilebilecek diğer yerler: Picasso müzesi, Cathedral, Miro’nun Montjuic tepesindeki müzesi. Unutmadan belirtmekte fayda var; Barselona metrosunun çok geniş bir ağı var. Her yere metro ile vakit kaybetmeden ulaşabilirsiniz. Ayrıca üstü açık turist otobüsleri ile de günlük biletler alarak gezilebilinir.
Vakti olanlar için Mont Serrat Manastırı mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yer. Din adamları olarak yetiştirilmek üzere gönderilen çocuklardan oluşan manastır korosu, Avrupa’nın en iyi dini çocuk korolarından biri sayılmaktadır. Aziz Luke tarafından yapılmış olduğu düşünülen siyah ahşap Meryem heykelinin bulunduğu şimdiki manastır, 11. yüzyılda yapılmış, ancak çıkan bir yangından sonra hasar görünce, 18. yüzyılda tekrar inşa edilmiş olup, içinde aynı zamanda değerli tablolar ve büyük bir kütüphane barındırmaktadır. Trenle 1 saatte gidilen bu kutsal yerin coğrafyası Ihlara Vadisi’ni andırıyor. Funicular adı verilen trenle bu dik tepeye çıkışta olağanüstü bir manzara izleyebilirsiniz.
Fransa'nın Eyfel Kulesi neyse Barselona'nın Sagrada Familia Kilisesi de o. Bu egzantrik yapı, kentin turistik tur listelerinin en başında yer alıyor. Yüzyılın, mimari kurallara en uymayan, en spontane, en değişken, en dolambaçlı, sonuç olarak en sıra dışı eseri. Çan kuleleri bir yandan bizim peri bacalarını ya da deniz kabuklarını çağrıştırıyor, bir yandan sanki ‘‘pasta hamuru’’yla yapılmış izlenimini veriyor. Ünlü Katalan mimar Antoni Gaudi'nin imzasını taşıyan eserde, hiçbir duvar dik inmiyor, hiçbir kolon düz çıkmıyor, kesinlikle tek renk kullanılmıyor, bütün iç ve dış mekanlar birbirine geçiyor. Neresinden baksanız ilk anda ‘‘çelişki’’yi görüyorsunuz. Gaudi'nin diğer eserleriyle birlikte düşündüğünüzde, bazen kendinizi Hansel ve Graetel'in şekerlemeden yapılmış evinin karşısındaymış gibi hissediyorsunuz. Ya da bu kadar ‘‘süs’’ karşısında ‘‘galiba alay ediyor’’ fikrine kapılıyorsunuz.
BİR TOURDAN ALINTIDIR _________________
_____________________________________
Ya ver bana mihnetimce tâkat, Ya tâkatım olduğunca mihnet...
Kayıt: Sep 14, 2005 Mesajlar: 11753 Şehir: istanbul
Tarih: Per Kas 08, 2007 1:06 pm Mesaj konusu: Re: Barcelona - İspanya
Katalan Parlementosu Barcelona
Museu Nacional d 'Art de Catalunya Barcelona
Bulvar köşegeni, Barcelona şehrinin çoğunun çapraz olarak karşısında kesen uzun, geniş bir cadde.
Estacio de Sants, trafikten sakin bir sığınağı sağlayan beton-çizilen bir artifical gölü.Barcelona
Olimpik stadyum, Barcelona'da 1992 Olimpiyat Oyunu için ana yer.
Barcelona'nın limanının ana kısmını oluşturan Vell'i çapraz tut
Şaşırtıcı üç-bağlayanlı bir kemerli yola yer veren Monestir de Pedralbes. Rahibeler hala, manastırın küçük bir kısmında yaşar
Huzurlu Parc de lasında bir göl, Ciutadella'dır. _________________
_____________________________________
Ya ver bana mihnetimce tâkat, Ya tâkatım olduğunca mihnet...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız