Kayıt: Oct 15, 2005 Mesajlar: 6270 Şehir: İstanbul
Tarih: Pts Ekm 02, 2006 10:56 am Mesaj konusu: Osmanlı Başkenti Edirne
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
--OSMANLI BAŞKENTİ EDİRNE--
Edirne'de doğan II. Mehmet (Fatih) babasının 1451'de ölümü üzerine doğduğu şehirde tahta çıktı. Edirne bu dönemde İstanbul kuşatmasının hazırlıklarına sahne olurken, İstanbul surlarını döven toplar bu kentte döküldü. 1453 yılında İstanbul'un fethedilmesinden sonra Edirne başkent unvanını İstanbul'a devretse de Rumeli akınları nedeniyle imparatorluk için ikinci merkez olarak önemini sürdürdü. Fatih, çoğu seferini bu kentte planladı. Eğlencelerin en renklilerinin yaşandığı kent, 1457 yılında şehzadelerin bir ay süren sünnet düğünlerine de sahne oldu.
Fatih'in ardından 1481 yılında tahta çıkan II. Bayezit zamanında Edirne'de onun adıyla anılan külliyenin temelleri atıldı. Yine o dönemde, 1509 yılında 'küçük kıyamet' diye adlandırılan büyük bir deprem yaşandı. Edirne II. Bayezit ve oğlu I. Selim (Yavuz Sultan Selim) arasındaki mücadeleye de tanıklık etti. Tahtını I. Selim'e bırakmak zorunda kalan II. Bayezit Edirne yakınlarında Sazlıdere'de öldü. İran ve Mısır seferlerinin hazırlıklarını bu şehirde yapan I. Selim'in ölümü de Edirne yolunda öldü.
OSMANLI BAŞKENTİ EDİRNE
Sultan Süleyman (Kanuni) 1520 yılında padişah olunca başlattığı Belgrad Seferine Edirne'den yola çıktı. Kanuni Süleyman zamanında büyük gelişme gösteren şehrin su yolları Haseki Sultan tarafından bu dönemde yapıldı. II. Selim de Edirne'yi seven hükümdarlardan biri olarak saltanatının önemli bir kısmını Edirne'de geçirdi. Kentin en önemli eserlerinden Selimiye Camii de bu sevginin bir ürünüdür. II. Selim'den sonra gözden düşen Edirne, I. Ahmet döneminden başlayarak 17'nci yüzyıl boyunca yine büyük ilgi gördü. Bunun nedeni Edirne'nin o yıllarda moda haline gelen avcılık için uygun bir alan olmasıydı. Ayrıca o dönemde gerçekleşen Avrupa seferleri, Edirne'nin önemini daha da artırdı. Tunca üzerinde yapılan kayık sefaları da I. Ahmet zamanında başlamıştı.
1658 yılından sonra Edirne'ye gelen IV. Mehmet zamanında şehir çevresi gezinti yerleri, avlaklar ve köşklerle donatıldı. Edirne'den başlayan seferler ve seferlerin getirdiği canlılık nedeniyle kent en parlak günlerini yaşıyordu.
1683 yılından sonra Edirne'nin parlak döneminin sona erdiği görülür. Edirne yine her yıl Osmanlı ordularının toplandığı bir merkez durumundaydı ama, üst üste gelen yenilgiler sonucunda Macaristan'dan Balkanlar'dan ve düşen Osmanlı kalelerinden gelen asker ve göçmenlerle dolup taşıyordu. Edirne bu dönem çeşitli iç karışıklıklara da sahne oldu. 1695 yılında Eski Cami'de kılıç kuşanarak tahta çıkan II. Mustafa, ordusunun başında üç kez sefere çıktı. 1699 yılındaki Karlofça Antlaşması'ndan sonra bir süre İstanbul'a giden II. Mustafa çok sevdiği Edirne'nin ve avlaklarının özlemine dayanamayarak Edirne'ye yerleşti. Bu tutum, İstanbul halkının, özellikle ulema sınıfının geçim sıkıntılarına neden sayıldı ve 1703 yılındaki Edirne Ayaklanması olarak anılan olayla II. Mustafa'nın saltanatı sona erdi. Edirne Ayaklanması kentin gelişimini büyük ölçüde etkiledi. Eski üstünlüğünü yitiren şehir, ancak yeni seferler için İstanbul ve Anadolu'dan gelen birliklerin konakladığı bir üs konumuna gelmişti. III. Ahmet'ten sonra, 19. yüzyıl başlarında II. Mahmut'un gezisine değin Edirne uzun yıllar boyunca padişahların uğrak yeri olmaktan çıktı.
_________________ Babam, babam
Artık çok geç zaman.
Babam, babam
Kokun, gizli sevdam...
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, Doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu... Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
Kayıt: Oct 15, 2005 Mesajlar: 6270 Şehir: İstanbul
Tarih: Pts Ekm 02, 2006 11:00 am Mesaj konusu:
Sultan2.Beyazit Külliyesi
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
_________________ Babam, babam
Artık çok geç zaman.
Babam, babam
Kokun, gizli sevdam...
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, Doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu... Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
Kayıt: Oct 15, 2005 Mesajlar: 6270 Şehir: İstanbul
Tarih: Pts Ekm 02, 2006 11:01 am Mesaj konusu:
MİMAR SİNAN
Mimar Sinan,1490 yılında Kayseri'nin Ağırnas Köyü'nde doğdu.23 yaşında İstanbul'a gelip marangozluğa başladı ve yeniçeri sınıfına girdi.1517 yılında Yavuz Selim'le İran ve Mısır Seferine katıldı.1521'de Kanuni ile Belgrat Seferine;1522'de Rodos Seferine katılarak atlı sekbanlık rütbesini aldı.
1526 Mohaç Seferinde Acemi Oğlan, Yayabaşı ve sonra Kapı Yayabaşı oldu.
1532'de Alman Seferine Zenberikçibaşı olarak katıldı.
1534'te,Kanuni'nin Irakeyn Seferine katılmış;Van Gölü'nü geçmek için Lütfü Paşa'nın emriyle üç kadırga yapıp,kaptanlığını yürütmüştü.Dönüşte Haseki rütbesine yüksetildi ve Kanuni'nin 1537'deki Pulya ve Korfu seferlerine katıldı.
Karabuğdan seferinde,Purut Nehri üzerine on üç günde köprü kurup askerin karşıya geçmesini sağladı.
1538 yılında Hassa Mimarlığına atandı.
1568-69'da Selimiye'nin inşaatına başladı.Bu emri aldığında 79 yaşındaydı. 1574-75'te Selimiye'yi bitirdi.
1588 yılının 9 Nisan günü 98 yaşında bir "bilge" olarak yaşama veda ettiğinde 80'i aşkın camiyi,50'ye yakın hamamı,bir o kadar mescidi,60 medreseyi,7 su kemerini,12 köprüyü,8 imareti,7 darülkurayı,20 kadar türbeyi,3 darüşşifa binasını ve sayısız çeşmeyi ülkesine ve dünyaya armağan etmişti.Mimar Sinan'ın belgelenen mimari eser sayısı toplam 356 olup,bilinmeyenlerle bu sayının 400'ü geçtiği söylenebilir.
MİMAR SİNAN'IN EDİRNE ESERLERİ
1-Selimiye Cami
2-Taşlık Cami
3-Defterdar Mustafa Paşa Cami
4-Şeyhi Çelebi Cami
5- Selimiye Medresesi ve Darülkurra
6-Yahya Bey mescidi yakınında bulunan su haznesi ve kemerler
7-Rüstem Paşa Hanı
8-Ali Paşa Çarşısı(Ali Paşa hanı ise yıkılmıştır.)
9-Sokullu Hamamı
10-Sarayiçi'nde Adalet Kasrı,su yolları ve girişteki Kanuni Köprüsü.
11-Rüstempaşa Sarayı(yıkılmış yok olmuştur)
12-Sokullu Mehmet Paşa Sarayı(yıkılmış yok olmuştur)
13-Siyavuş Paşa Sarayı(Kıyıktaydı.yıkılmış yok olmuştur)
_________________ Babam, babam
Artık çok geç zaman.
Babam, babam
Kokun, gizli sevdam...
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, Doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu... Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
Kayıt: Jun 15, 2006 Mesajlar: 8072 Şehir: Oº°~KayboLdum~ Ölüm Kadar Soguk,Ölü Kadar Soluk bir yerdeyim simdi.Anlayamazsin°ºO
Tarih: Pts Ekm 02, 2006 11:04 am Mesaj konusu:
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
çok güzel ya ellerine sağlık _________________ OoOoOo Tedavisi mümkün görülmeyen
Şizofren bir aşktı bizimkisi
Hangi doktora gittiysek
Ayrılık yazdı reçetemize
Ve ekledi
Hergün düzenli olarak
Ölünecek oOoOoO
Kayıt: Jun 15, 2006 Mesajlar: 8072 Şehir: Oº°~KayboLdum~ Ölüm Kadar Soguk,Ölü Kadar Soluk bir yerdeyim simdi.Anlayamazsin°ºO
Tarih: Pts Ekm 02, 2006 11:09 am Mesaj konusu:
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Meyve Sabunculuğu--
Meyve sabunculuğu Türk Kültüründe, Edirne'ye özgü bir sembol olarak özgün bir yer edinmiştir. Evlerde süs eşyası olarak kullanılan meyve sabunları 17. yüzyıldan beri Edirne'de üretilmektedir. Bugün türlü biçimlerde renk renk yapılan kokulu meyve sabunları hediyelik eşya olarak satışa sunulur.
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
--Süpürgecilik--
Edirne'nin bir başka el zanaatı da süpürgeciliktir. El süpürgesinin hala işlevini sürdürüyor olması nedeniyle süpürgecilik bir zanaat ürünü olarak güncelliğini koruyor. Edirne süpürge yapımcılığının önemli bir merkezi olmakla birlikte süpürge ustalarının sayısı giderek azalmaktadır. Edirne'de evlenme geleneklerinde önemli yer tutan süpürge, sapına kabara denilen özel bir çivi çakıldığında kullanan bayanın bekar olduğunun göstergesi, evin kapısının dışına asıldığında ise evde evlilik çağında kız bulunduğunun simgesidir. Aynalı süpürgeyi ise gelinlik kızlar çeyizlerinde, saflığın ve temizliğin simgesi olarak bulundururlar.
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
--Edirnekari--
Edirnekari ya da Edirne işi bezeme, çeşitli malzemeler üzerine boya ile yapılan süsleme işinin, Edirne'ye özgü bir üslup ve teknikle gerçekleştirilmesine verilen addır. Edirnekari ahşap, karton ve deri gibi malzeme üzerine boya ve cila ile yapılan motif ve kompozisyonlar halinde uygulanır. Süslemede natüralist çiçek, yaprak, meyve motifleri kullanılır. Daha çok çeyiz sandıkları, yazı çekmeceleri, para kutuları, cilt kapakları gibi dekoratif eserler üzerine uygulanır.
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Aynı süsleme anlayışı, Edirne mezar taşlarında da ifadesini bulur. Edirnekari'de kullanılan boyaların bozulmaması en önemli özelliklerden
biridir. Osmanlıların 15. yüzyıldan itibaren kullandığı bu teknik ilk kez Edirne'de uygulanmış daha sonra İstanbul, Bursa, Diyarbakır, Erzurum gibi Anadolu kentlerine yayılmış olduğu için bu adla anılmış.
sormadan bunları ekledim ama _________________ OoOoOo Tedavisi mümkün görülmeyen
Şizofren bir aşktı bizimkisi
Hangi doktora gittiysek
Ayrılık yazdı reçetemize
Ve ekledi
Hergün düzenli olarak
Ölünecek oOoOoO
Kayıt: Oct 15, 2005 Mesajlar: 6270 Şehir: İstanbul
Tarih: Pts Ekm 02, 2006 12:37 pm Mesaj konusu:
Narincim katkıların için çok teşekkür ederim ellerine sağlık.
Bir başkadır benim memleketim _________________ Babam, babam
Artık çok geç zaman.
Babam, babam
Kokun, gizli sevdam...
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, Doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu... Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
Edirne'yi kentin bulunduğu bölgeye de adlarını veren Hint-Avrupa kökenli bir kavim olan Traklar kurmuştur. Bilinen en eski ismi aynı zamanda bir Trak boyu adı olan Odrysai'dir. Uscudama ismiyle de anılan şehir yaklaşık MÖ 170 senesinde Romalıların hakimiyetine geçer. MS 125 yılında Roma İmparatoru Hadrianus'un buyruğuyla tekrar bayındırlaştırılan kente Hadrianopolis ismi verilir. Roma İmparatorluğu'nun bölünmesiyle Doğu Roma İmparatorluğu, ya da diğer adıyla Bizans'ın payına düşen şehir, bir süreliğine Avarlar, Bulgarlar ve Haçlıların eline geçse de kentin 1361 yılında Türklerce fethine değin Bizans'ta kalır. 1365 senesinde Osmanlılarca başkent yapılan Edirne, 1453'te İstanbul'un başkent olmasından sonra da önemini kısmen yitirse de, padişahların gözde yerlerinden biri ve canlı bir ticari ve idari merkez olarak kalmıştır. 18. yy.da yangınlar ve depremle sarsılan kentin gelişimine en büyük darbeyi, bir zamanlar avantaj teşkil eden Balkanlara açılan kapı olma niteliğinin Osmanlı İmparatorluğu'nun gerilemeye başlamasıyla dezavantaja dönüşmesi vurmuştur. Yabancı işgalini ilk olarak 1828-29 yılındaki Osmanlı Rus harbinde yaşayan şehir, 93 harbi'nde tekrar Ruslar, Balkan Harbi'nde (1912-13) ise Bulgarlar tarafından işgal edilmiştir. Birinci Balkan harbinden sonra kabul edilen barış anlaşmasıyla Bulgaristan'a geçen kent, daha anlaşmanın mürekkebi kurumadan patlak veren İkinci Balkan savaşından sonra tekrar Türk topraklarına katılmıştır. Birinci Dünya Savaşı'ndan Osmanlı Devleti'nin yenilgiyle çıkmasının ardından Edirne, Temmuz 1920'de Yunan işgaline uğramış, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanmasıyla 25 Temmuz 1922'de nihai olarak Türk egemenliğine girmiş ve Lozan Anlaşması'yla Yunanistan'dan savaş tazminatı olarak alınan Karaağaç'ın 15 Eylül 1923'te Türkiye'ye katılmasıyla ilin sınırı bugünkü halini almıştır _________________
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
iki tarih sayfası gibiyiz ardarda
birinde başlayan cümlenin sonu ötekinde düğümlenir ancak
Edirne'de, İkinci Beyazıt Külliyesi içinde bulunan müze. Külliye içinde 1488'den beri yer alan darüşşifa (hastane), 1886-1887 Osmanlı Rus Savaşı'na kadar aralıksız 400 yıl hastalara hizmet vermişti. Ruh ve akıl hastalarının müzik, su sesi ve güzel kokularla tedavi edildikleri bu tarihi mekan 1997 yılından bu yana Trakya Üniversitesi tarafından müze olarak kullanılmaktadır. Türkiye'nin tek sağlık müzesidir. Müzede, hekimliğin gelişmesi ve değişik sağlık hizmetleri hakkında geniş bilgiler içeren pavyonlar bulunur. Selimiye Camii’nin ardından Erdine’de en çok ziyaret edilen ikinci mekandır. 2004 yılında Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü'nü kazanmıştır.
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
_________________
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
iki tarih sayfası gibiyiz ardarda
birinde başlayan cümlenin sonu ötekinde düğümlenir ancak
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız