Üye İşlemleri

  • Misafir Ziyaretçi

 Üye ol(ücretsizdir!)
 Giriş:
Nickname

Şifre

[ Şifremi unuttum? ]

  • Üyelik:
  •Toplam:52,194    

  • Şu An Bağlı:
  • Üye:7    
  • Ziyaretçi:331    
  • Toplam:338 



SEVDIMSENI.NET :: Başlığı Görüntüle - İstanbul'dan Anadolu'ya Yapılan Silah Sevkiyatı

İstanbul'dan Anadolu'ya Yapılan Silah Sevkiyatı

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Mesaj Panosu -> Tarih ve Sanat
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
fatma
Moderator
Moderator


Kayıt: Jun 30, 2006
Mesajlar: 12012
Şehir: ankara

MesajTarih: Cum Nis 18, 2008 9:28 am    Mesaj konusu: İstanbul'dan Anadolu'ya Yapılan Silah Sevkiyatı Alıntıyla Cevap Gönder

MİLLÎ MÜCADELE'DE İSTANBUL'DAN ANADOLU'YA YAPILAN SİLÂH SEVKIYATI

Türkler lehine tek bir hükmü bile bulunmayan Mondros Mütârekesi'nin, sadece yedinci ve yirmi dördüncü maddelerinin ortaya koyduğu olumsuz durum, bunun bir ateşkesten çok, bir devleti yıkmak, bir milleti yok ölmek an lamına geldiğinin açık ifadesi idi. Çünkü İtilaf Devletleri yedinci maddeye dayanarak, memleketin herhangi bir yerini kendi güvenliklerini tehdit ede çek durum olduğugerekçesiyle işgal hakkını elde etmişler, Yirmi dördüncü madde ile de, Doğu Anadolu'da bir Ermeni Devleti kurulması için zemin ha zırlamışlardır.

Ayrıca Yunanlılar'ı Anadolu'yu işgale teşvik etmişlerdir. Bu bakımdan Osmanlı Devleti, Mondros'ta, şartları daha önceden tespit edilmiş bir mütareke ile karşı karşıya kalmış ve hatta imzalamaya mecbur bırakılmıştır. Büyük devletler, mütareke şartlarını istedikleri şekilde yönlendirdikleri gibi, verdikleri sözü de tutmamışlardır. 1917'de Rusya'da meydana gelen Bolşevik ihtilali, galiplerden birini safdışı bırakmış olarak, Boğazlar ve İstanbul'un statüsü hususunda yeni boyutlar kazandırmıştır. Buna ilaveten İngiltere'nin izlemiş olduğu siyaset Fransız ve İtalyanları rahatsız etmiş, hatta kızdırmıştır.

Mondros Mütarekesi'ni imzalamak zorunda bırakılan Osmanlı Hükümeti' nin başı olan sadrâzam Ahmet İzzet Paşa ise, memleketin içinde bulunduğu bu zor şartlar altında bir şeyler yapabilmek için çırpınmaktaydı. Hemen birçoğu talebeleri olan memleketin güzide evlatlarını ülkenin kilit noktalarına yerleştirebilmek için yoğun çaba sarf ediyordu. Nitekim Adana'da bulunan Mustafa Kemal Paşa'yı Harbiye Nezareti emrine almış, Yusuf İzzet Paşa'yı karargâhı Bandırma'da bulunan 14. kolordu kumandanlığına, Cevad (Çobanlı) Paşa'yı Erkân-ı Harbiye-i umûmiye Riyasetine , 3. kolordu kumandanı miralay İsmet Bey'i Harbiye Nezareti müsteşarlığına tâyin etmiştir . 31 Ekim 1918'de de Birinci Kafkas kolordusunu lâğvederek, Kâzım Karabekir Paşa'yı Harbiye Nezareti emrine almıştır . Ancak, Karabekir Paşa İstanbul'a geldiği sırada Ahmet İzzet Paşa Hükümeti istifa etmiş tir. Bilindiği üzere bütün bu kumandanlar Millî Mücadele'de unutulmaz hizmetler vermişlerdir.

Mondros Mütarekesi ile ordunun elindeki silahların azaltılması söz konu su olduğu için, İtilaf Devletleri Osmanlı Hükümeti'ne baskı yapmaya başlamışlardı. Zamanın Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisi Fevzi (Çakmak) Paşa, General Milne'e 27 Ocak 1919'da gönderdiği bir tahriratta, Türk ordusunun elinde kalmasını teklif ettiği silahların 40801 piyade tüfeği, 756 makineli tüfek, 632 top olarak tespit edilmesini istemişti. Uzun müzakerelerden sonra 29 Mayıs 1919'da tüfek sayısı her ne kadar 50878 olarak tespit edilmişse de, makineli tüfek sayısı 240'a, top sayısı da 256'ya indirilmiştir. Bunun dışında kalan silahların İtilaf Devletleri'ne teslimi istenmiş ve öyle de yapılmıştır . Böylece Millî Mücadeleye girişte, Türk ordusunun savaş güç ve yeteneğinin ne ölçülerde düşürüldüğü hususunda genel bir kanaate varabilmek için, Mart 1919 sonuna değin İtilaf kuvvetlerine teslim edilmiş bulunan silah ve cephanenin dökümüne bir göz atmak gerekir :

Teslim edilen top sayısı 533, sürgü kolları dahil teslim edilen tüfek sayı sı 186000, piyade cephanesi 23027713 adet. Elde kalan top sayısı 945, tüfek sayısı 324476, makineli tüfek 987, piyade cephanesi 165927 sandık . Türk ordusuna bırakılan silah ve cephanenin çok büyük bir kısmı İstanbul'da depolanmıştı. Anadolu'da dağınık bulunan birliklerdeki silahlarla ancak 3-4 tümen donatmak mümkündü. Bunların içinde ise, en düzgün ve malzeme bakımından en iyi durumda olanı merkezi Erzurum'da bulunan 15. kolordu idi. Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıktığı sırada, Anadolu'daki diğer birliklerle birlikte genel ordu mevcudu 30 - 35 bin muharip dolayındaydı. Böylesine güçsüzleştirilmiş bir ordu ile uzun sürecek bir İstiklâl Savaşına girişmek mümkün değildir. Türk ordusunun bu büyük mücadeleyi kazanabilmesi için önemli sayıda insan ve cephaneye ihtiyacı vardı. Bunu sağlamak için uygulamaya konulan tedbirlerin en önemlisi, İstanbul'da İtilaf Devletleri'nin elinde bulunan çok büyük miktardaki silah ve malzemeyi Anadolu'ya kaçırmaktı. Ancak işgal altında bulunan bir memleketin yeniden bağımsızlığına kavuşabilmesi, etkin ve yaygın bir istihbarat ağının olmasına, iyi bir teşkilatın kurulmasına bağlıdır. Bu gizli teşkilatların İstanbul'da kurulup, faaliyette bulunmasının sebebi, İtilaf Devletleri kumandanlıklarının, Osmanlı Devlet dairelerinin ve büyük ölçüde silah depolarının İstanbul'da bulunması idi. Toprakları düşman işgaline uğramış her memlekette kurulmuş olan mukavemet teşkilatları her şeyden evvel iyi bir istihbarata muhtaçtır. İstanbul'un bir çok semtinde millî teşkilatlar kurulurken, bu ihtiyaç göz önünde tutularak, değerli ve yetenekli şahsiyetler, işgal kuvvetlerinin içine, bürolarına, üst düzey mevkilerine kadar sızmışlardı. Bu teşkilatların amacı, İtilaf Devletleri'nin içimizde meydana getirmeye çalıştıkları nifakları bertaraf ederek, silah ve cephaneden başka subay kaçırmak, Kuvâ-yı Millîyeyi her su rette desteklemek, bilhassa güvenilir kaynaklardan bilgi toplayarak Ankara' ya ulaştırmaktı.


İstanbul'da İtilaf kuvvetlerinin kontrolünde Kuvâ-yı Millîye'nin ihtiyaç duyduğu çok miktarda silah, cephane ve her çeşit malzeme bulunuyordu. Bunun yanısıra Anadolu'da hizmet görebilecek birçok subay da Kuvâ-yı Millîye'ye katılabilmek için fırsat ve imkân arıyordu. Bu bakımdan İstanbul kaynaklarından geniş ölçüde faydalanmak, İstanbul'da çeşitli çevrelerdeki hadiseleri zamanında öğrenmek, millî ordunun ikmalinde, sevk ve idaresinde önemli bir yer tutuyordu. Bu hususlar göz önünde tutularak, Ankara'da T.B.M.M. Hükümeti kurulur kurulmaz Millî Müdafaa Vekaletiyle, Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisliği İstanbul'da çok güvenilir subay ve şahsiyetler den gizli bir teşkilat kurmuşlardı. Ayrıca 13 Kasım 1918'de İstanbul'da kurulan "Karakol" cemiyetinin varlığının İngilizler tarafından öğrenilmesi üzerine, "Zabitan Grubu" adı altında yeniden faaliyete geçmiş, Ekim 1921'den itibaren "Yavuz Grubu" adıyla faaliyetine devam etmiştir. Nihayet 23 Eylül 1920'de İstanbul'da gizli olarak kurulan "Hamza Grubu" Ankara'nın tasvip ve emri ile resmen teşekkül etmiş, daha sonraları "Mücahid, Muharip ve Felah Grubu" isimleriyle 26 Ekim 1923'e kadar faaliyetine devam etmiş tir.

İstanbul'da gizli olarak kurulan Millî Müdafaa Teşkilatı ise, 3 Mayıs 1921'de Ankara Hükümeti tarafından resmen kabul edilmiş, teşkilatın başına getirilen süvari miralayı ve İstanbul Merkez Kumandanı Esad Bey doğrudan doğruya Ankara Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyaseti ile haberleşerek çok kıymetli bilgiler vermiştir .

Mondros Mütarekesi'ne göre Teşkilât-ı Mahsusa"nın da lâğvedilmesi gerekiyordu. Fakat sadrâzam müşir Ahmed İzzet Paşa, "Felah Grubu" olarak Millî Mücadelede de büyük hizmetleri görülen bu teşkilatın gizli olarak çalışmasına yardımcı olmuştur. Gerçekten Enver Paşa memleketi terk etmeden önce, "Teşkilât-ı Mahsusa" başkanı miralay Hüsamettin (Ertürk) Bey'e son talimatını vermiş bulunuyordu. Buna göre teşkilât resmen lâğv edilecek, fakat hakikatte çalışmalarına devam edecekti. İtilaf Devletleri'ne karşı böyle olması gerekiyordu. Bu hususta Ahmed İzzed Paşa ile konuşularak mutabık kalındı. Böylece teşkilata lâzım gelen bütün yardım yapılacak, hatta "mesture" den para da verilecekti . Nitekim miralay Hüsamettin Bey, gizli teşkilattakilerle anlaşarak, Teşkilat-ı Mahsusa emrindeki depolarda bulunan silah ve cephaneyi ani baskınlarla boşaltarak Anadolu'ya sevk etmiştir. Bu durumdan Sadrâzam ve Harbiye Nazırı Ahmed İzzet Paşa'nın da haberi vardı. Nitekim, o zamanki Beyoğlu İnzibat Karakol kumandanı yüzbaşı Kalkandelenli Hasan Tahsin Bey, yüzbaşı Razi (Yalçın) Bey'i Beyoğlu inzibat karakoluna tâyin ettirmişti. İngilizler de İstanbul Hükümeti'ne sâdık bir subay sandıkları bu zâta kendi istihbarat teşkilatlarında görev vermişlerdi. Bu çok değerli vatansever, İngilizlerden elde ettiği bilgileri gidip Ahmed İzzet Paşa'nın kardeşi ve o tarihte süvari binicilik mektebi müdürü olan miralay Esad Bey'e haber veriyordu. Esad Bey de bu malûmatları teşkilata bildiriyordu. Miralay Esad Bey ve yardımcısı binbaşı Ferhad Bey, İngilizlerden elde ettikleri bilgileri teşkilata bildirdikleri gibi, Anadolu'ya mülâzım-ı evvel Burhan Bey'i de gizli kurye olarak göndermişlerdi. Aynı zaman da yaverân-ı hazret-i şehriyâriden olan Esad Bey, Ferhat Bey'le birlikte Anadolu'ya teşkilat tarafından tezkiyeleri yapılmış subaylar ile, silah, cephane de kaçırmışlardır. Bu nakliyat için ihtiyaç görülen kara ve deniz vasıtalarım temin etmişler ve Anadolu Hükümeti'nin birer mümessili gibi vazife almışlar, âdeta İstanbul Hükümeti'nin onlara verdiği vazifeyi suistimal etmişlerdir. Son Osmanlı hükümetinde Harbiye Nazırı olan Ziya Paşa'nın yaveri yüzbaşı Kâmil Bey, İstanbul Polis Müdüriyet-i Umûmiyesi şube müdürlerinden Sadi Bey, İstanbul Hükümeti Maliye Nezareti'nde memur Seyfi Bey, Harbiye Nezareti Harekât-ı Harbiye Dairesi reisi mirliva İhsan Paşa, Topçu şubesi müdürü kaymakam Salih Bey, Ömer Lütfi Bey, topçu kaymakamı Eyüp Bey ve daha niceleri Millî Müdafaa teşkilatı içinde idiler. Daha önce zikredilen gruplarla çalışanlardan biri de, o tarihte rütbesi yüzbaşı olan Ne şet Bey'dir. Bu zat aynı zamanda Sultan Vahdeddin'in damadı ve sadrâzamlardan Tevfik Paşa'nın küçük oğlu binbaşı İsmail Hakkı Bey'le birlikte saray dahilinde Erkân-ı Harbiye'de görevli olduğundan, sadrâzam Tevfik Paşa tarafından Ankara'ya kurye olarak gönderilmiş, O da, İsmail Hakkı Bey' den öğrendiklerini muntazaman Ankara'ya bildirmiştir . Hamza Grubu'nun başında olan yüzbaşı Neşet Bey'in görevleri subay tedariki ve Anadolu' ya gönderilmesi, posta işlemleri, padişah ve onunla işbirliği yapanların Anadolu Hükümeti aleyhine gösterdikleri her türlü faaliyetlerin takibi ve yeterli bilgilerin toplanması, önemli casusların yakalanmasıydı. Bu meyanda Neşet Bey'in İsmail Hakkı Bey ile olan yakın münasebetlerinden İngilizlerin malûmatı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Karakol Cemiyeti'nin varlığı İngilizler tarafından ortaya çıkarılması üzerine "Zâbitan Grubu" adı altında yeniden faaliyete geçmiş, Ekim 1921'den itibaren "Yavuz Grubu" adıyla faaliyetini sürdürmüştür.

İstanbul ile Ankara arasındaki muhaberat zaman zaman kesintiye uğramışsa da, hiç bir zaman kesilmemiş olduğu bir gerçektir. İstanbul'un işgalinden sonra bile devam eden bu gizli muhaberat, İstanbul'da Büyük Postahane'nin bodrum katında yapılıyordu. Ancak İstanbul'un işgalinden kısa bir süre sonra, İngilizlerin Büyük Postahane'ye baskın yapacakları İstanbul Merkez Kumandanı miralay Esad Bey tarafından Felah Grubu'na bildirilince, muhabere merkezi bir gece içinde Telgraf Müdürü İhsan (Pele) Bey'in evinin bodrum katına taşınmış, böylece İngilizler'in baskını neticesiz bırakılmıştı. İstanbul'daki istihbarat üyeleri ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki haberleşme ise Meclis telgrafhanesi kanalıyla yapılmıştır.

6 Mayıs 1920'de Ankara Hükümeti'nin, İstanbul Hükümeti ile resmî muhaberatı yasaklayan kararına rağmen, gizli teşkilatlar ve Osmanlı Hükümeti ile yapılan muhaberatın İzmit üzerinden devam etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim 18 Nisan 1921 tarihinde Dâhiliye Nezareti Kalem-i Mahsus Müdüriyeti tarafından sadârete gönderilen bir yazıda, İzmit üzerinden yapıl makta olan İstanbul ile Ankara arasındaki telgraf haberleşmesinin II. İnönü muharebesinin başlaması üzerine Yunanlılar tarafından kesilerek, yasaklanmış olduğu hatırlatılmıştır. Ancak Türk ordusunun 12 Nisan 1921'de İnönü'de ikinci bir zafer kazanması ve Yunan kuvvetlerinin Karadeniz sahillerindeki mevkilerinden çekilmeleri üzerine İngiliz işgal kuvvetleri kumandanlığının aracılığı ile Şile üzerinden yeni bir hat temin edilmiştir. Böylece 16 Nisan 1921 tarihinde İstanbul ile Ankara arasındaki telgraf haberleşmesi yeniden başlamış oldu. Nitekim Ankara Posta ve Telgraf ve Telefon Umum Müdürü Mehmed Sabri Bey tarafından İstanbul Posta ve Telgraf ve Telefon Umum Müdürü Orhan Şemseddin Bey'e çekilen telgrafta bu durumun verdiği memnuniyet açıkça dile getiriliyordu.



Bu gelişmeyle birlikte, harekât-ı harbiyeye ait Zonguldak, İnebolu ve Ereğli'den posta ile alınan tebligatın bundan sonra yeni hat üzerinden doğrudan doğruya ulaşmasının mümkün olduğuna işaret edilerek, uygun görüldüğü takdirde gereğinin yapılması rica edilmiştir. İstanbul Pasta ve Telgraf ve Telefon Umum Müdürü Orhan Şemseddin Bey'in Dahiliye Nezareti'ne de gönderdiği tahrirat aşağıdadır :

------
Dâhiliye Nezâret-i Celîlesine Devlet-i Osmaniye

Posta ve Telgraf ve Telefon Müdiriyet-i Umûmiyyesi

Kalem-i Mahsus Müdiriyeti

Umûmi numero : 199240 Husûsî numero : 21

Mâ'rûz-ı Çâkerîleridir

İzmit üzerinde icra edilmekte olan İstanbul ile Ankara arasındaki telgraf muhaberâtı harekât-ı harbiyyenin yeniden başlaması üzerine geçende Yunanlılar tarafından kat' ve men' edilmiş idi. Ahiren Yunanlıların Karadeniz sahilindeki mevâki'den çekilmeleri üzerine İngiliz karargâhının tavassutuyla Şile üzerinden bir tel te'min edildiği cihetle Ankara ile muhabere bugün tekrar taht-ı imkâna girmiş ve şimdi Ankara Posta ve Telgraf Müdîr-i Umûmisi Mehmed Sabri Bey'den nâm-ı âcîzîye iki telgraf alınmıştır. Suretleri berây-ı ma'lûmât leffen takdim kılındı. Harekât-ı harbiyyeye müteallik olub, Zonguldak, İnebolu ve Ereğli'den posta ile alınan tebligatın ba'de-mâ mevzû-i bahs târik ile doğrudan doğruya vürûdu mümkün olabileceğinden tensîb buyurulacağı takdirde icrâ-yi icâbına tevessül olunacağı tabiî bulunmağla ol babda emir ve ferman hazret-i men leh-ül-emrindir.

Posta ve Telgraf ve Telefon

Müdîr-i Umûmisi Sene 8 Şaban 1339 ve sene

17 Nisan 1337

İmza : Orhan Şemseddin
-------

İstiklâl Harbindeki muvaffakiyetin başlıca sebeplerinden birisi de silah ve cephane temini meselesi olduğu ve bu hususta gösterilen büyük başarının, Türk Milleti'ne İstiklâl Harbini kazandırdığı inkâr edilemez bir gerçektir. Düşman işgali altında bulunan ve yerli halktan memleketin içinde bulunduğu durumu öğrenen ve onlardan yardım gören bir memlekette, bilhassa İstanbul'da kaçakçılık teşkilâtı kurmak, Anadolu'nun ihtiyaç duyduğu her çeşit silah ve cephaneyi bu şartlar altında nakletmek son derece güç bir iştir. Fakat ölüm dâhil her türlü tehlikeyi göze almış vatan evlatları, kurdukları mukavemet ve istihbarat teşkilatlarıyla gereken tedbirleri almış, ellerinde ki mevcut imkânları sonuna kadar kullanarak, Anadolu'ya silah, cephane, mühimmat ve subay kaçırmışlardır.

Aslında bütün bu işlerden İstanbul Hükümeti'nin haberdar olmadığını söylemek çok güçtür. Bilhassa 21 Ekim 1921 tarihinde kurulan Tevfik Paşa kabinesinde önce Dâhiliye, sonra Hâriciye Nezareti'ne getirilen Ahmed İzzet Paşa ve Harbiye Nazırı Ziya Paşa, Millî Mücadelenin en zor dönemlerin de Anadolu'ya ve gizli teşkilatlara yardım yapmaktan çekinmemişlerdir. Müşîr Ahmed İzzet Paşa, Son Osmanlı Hükümeti'nde Hariciye Nezareti'ne geçer geçmez, Millî Mücadele'de büyük zararları olan, İstanbul Polis Müdürü Tahsin Bey'i görevinden azlederek, yerine İstanbul Merkez Kumandanı ve aynı zamanda Millî Müdafaa Teşkilâtı Merkez Heyeti Başkanı miralay Esad Bey'i tâyin etmiştir. Harbiye ve Hariciye nezaretlerinde yapılan değişikliklerin yanında, Ankara Hükümetinin Fransızlar'la yaptığı Ankara Antlaşması ve Esad Bey'in İstanbul Polis Müdürlüğü'ne getirilmesinden son ra Anadolu'ya yapılan silah sevkiyatında büyük artışların olduğu gözlenmektedir. Bu sevkiyat ve kaçakçılık İstanbul Hükümeti'nin bilgisi ve müsaadesi altında, Harbiye Nezareti ve İstanbul Polis Müdürlüğünün desteği ile gerçekleşmiştir. Bu teşkilatlarla sık sık görüştüğü anlaşılan Harbiye Nazırı Ziya Paşa, miralay Esad Bey'le birlikte teşkilata mümkün olan her türlü yardım ve kolaylığı yapmıştır.

Sakarya Muharebesi öncesi Türk ordusunun durumu pek iyi değildi. 1921 yılı içerisinde İnönü ve Eskişehir - Kütahya muharebeleri yapıldığı için, mühimmat ve para sıkıntısı had safhadaydı. Batı cephesinde alınan tedbirlerle biraraya getirilen 200.000 civarında askerin elbiseleri İtalyanlar'dan, Fransızlar'dan ve yurt içinden temin ediliyordu. Taarruz edileceği ve birkaç mey dan muharebesi yapılması ihtimal dâhilinde olduğu için, bu askerlerin silah, cephane ve teçhizatının noksansız olması gerekirdi. Bunları tümüyle karşılamak ise imkânsızdı. Millî Müdafaa Vekili Fevzi (Çakmak) Paşa, bütün gücüyle ordunun noksanlarını gidermeye çalışıyorsa da, eldeki mevcut imkânlara nazaran böyle bir taarruz hareketinin o günlerde yapılması uygun görünmüyordu. Halbuki İstanbul depolarında, millî ordunun muhtaç olduğu her çeşit silah, cephane ve malzeme vardı. Ancak müttefiklerin muhafazası altında bulunan bu depolardan faydalanmak âdeta imkânsızdı. Bununla beraber İstanbul'da çeşitli adlar altında faaliyet gösteren Millî teşkilatlar, bu depolardan kaçırdıkları veya başka yollarla sağladıkları silah, cephane ve harp malzemesini öteden beri Anadolu'ya gizlice yollamaktaydılar. Kaçırılan silah, cephane ve malzemeler küçümsenmeyecek derecede idi. Üstelik İngilizlerin muhafazası altında bulunan bu silah depolarından yapılan kaçakçılık akıllara durgunluk verecek niteliktedir. Nitekim tarihe mâl olmuş bir vesikaya nazaran, Beylerbeyi'nde Kuleli Askerî İdadisi tarafından kullanılan Jandarma Zabit Mektebi'ndeki deponun kapısı kırılarak, içerisindeki silah ve cephanenin tamamı götürülmüştür. Jandarma Zabit Mektebi Mu hafız Bölüğü Kumandanı Yüzbaşı Behzad Bey'in raporuna göre olay şu şekilde cereyan etmişti: 2 Mayıs Cumartesi günü akşamı 11.00 sularında subay ve sivil şahıslardan oluşan bir grup mektebin bulunduğu sahile bir çatana ile yanaşmışlardır. Bu şahıslar, mektebin bir kısmında bulunan Kuleli İdadisi talebesine, depoda bulunan silahların müsadere edileceğini ve bu sebeple Harbiye Nezareti tarafından bu silahları almakla vazifelendirildiklerini söyleyerek, deponun kapısını kırmışlar, mevcut silahların tamamını çatanaya yükleyerek, bilinmeyen bir semte hareket etmişlerdir. Bunun üzerine tahkikat için, muavini ile birlikte olay yerine giden yüzbaşı Behzad Bey'in tutmuş olduğu raporun bir sureti. Umum Jandarma Kumandanlığı ta rafından 22 Mayıs 1921'de Dâhiliye Nezareti'ne sunulmuştur. Dâhiliye Nezareti ise, depodan kaçırılan silahlar hakkında yapılan tahkikatın neticesini bildiren evrak, zabıt varakası ile kaçırılan silahların cins ve miktarlarını gösteren cetvelin birer suretlerini 28 Mayıs 1921 tarihinde Sadâret Makamına ve Harbiye Nezareti'ne göndermiştir. Bu zabıt varakasına göre, silah deposunun kapısındaki demirlerin takriben 2 cm. çapında ve 1,5 metre boyunda bir demirle zorlanmak suretiyle kırılmış olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu iş için kullanılan demir eğrilmiş bir vaziyette bulunmuştur. Depo da yapılan araştırmada ise, silahlıkları tamamen boş, zeminin muhtelif yerlerinde birtakım kasatura, fişenk ve kayışların bulunduğu, depodaki elbise dolaplarının da kapaklarının açık ve içindekilerinin yerlere dökülmüş bir durumda olduğu görülmüştür. Belgeden anlaşıldığına göre, depodaki silah ve cephaneyi korumakla görevli hizmetkârlardan Zekeriya'nın binanın üst katında namaz kılmakta olduğu ve İbrahim'in de ahırda bulunduğu bir sıra da, sahile yanaşan bir motordan çıkan zabit ve sivil şahısların teşkil ettiği bir grup, kütüphane koridorunda bulunan pencerenin alt çerçevesini yerin den çıkararak içeriye girmişlerdir. Diğer bir grup ise silah deposunun kapı demirlerini kırarak bütün silahları alıp götürmüşlerdir. Ancak bütün bu işler olurken, deponun muhafazası için görevlendirilen her iki hizmetkârın da olay sırasında meşgul bulunması ve hiç bir şey duymamış olmaları biraz düşündürücüdür. Olaydan hiç bir şekilde haberdar olmadığını söyleyen hizmetkârlardan Zekeriya, namazdan sonra her zamanki gibi bina müştemilâtını teftiş ettiği bir sırada, pencere önünde toplanmış olan bir grup öğrenci ye ne olduğunu sorduğunda, mektebin sahiline yanaşan bir motordan bir çok zabit ve sivilin çıkarak, depoda bulunan silahların "kuvve-i i'tilâfiye" tarafından müsadere edileceğini ve bunun için mezkûr silahların götürülmesine Harbiye Nezareti tarafından görevlendirildiklerim söyleyerek, silahları alıp götürmüş oldukları cevabını almıştır. Ancak öğrencilerin silahların götürülmesi sırasında, deponun kapısının zorla kırılarak açılmasına tepki göstermemeleri ve depoyu korumakla görevli memurları olaydan haberdar et memeleri, nihayet Jandarma Zabit Mektebi muhafız bölüğü kumandanı ve yardımcısının olay yerine her iş bittikten sonra gelmeleri, gelişmelerin seyrine bakılırsa, silahların kaçırılma işinin tamamen planlı bir hareket olduğu ve içerden destek alındığı izlenimini vermektedir. Nitekim öğrencilerden bazıları nezdinde yapılan hususi tahkikat neticesinde olaya şahit olmadıkları cevabı alınmışsa da, öğrencilerden üçünün olay gecesi aynı motorla firar etmiş olmaları bu kanaatimizi kuvvetlendirmektedir.

Prof. Dr. Metin AYIŞIĞI
Balıkesir Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fak. Tarih Bölümü Öğretim Üyesi

_________________
''Gözyaşlarında Islanmışım Ya Birkere..
Yağmurlar Bile Islatamaz Artık Beni..''

Fatma
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
af_yok
Moderator
Moderator


Kayıt: Feb 07, 2007
Mesajlar: 9687
Şehir: Yer6

MesajTarih: Cum Nis 18, 2008 9:11 pm    Mesaj konusu: Re: İstanbul'dan Anadolu'ya Yapılan Silah Sevkiyatı Alıntıyla Cevap Gönder

Hafısam beni yanıltmıyorsa şayet Mondros ant'ı ile İstanbulda toplanan silahların bir kısmını tekrar Anadolu'ya geçirmek için bir oyun kuruluor.Şöyle ki günler önceden planlanmış bi olay bu we bi grup Türk , azınlık askerlerin bi kısmının salgın hastalık bahanesiyle öldügünü söyleyerek daha önceden tabutlara yerleştirdikleri -silahları- İtilaf Devletlerinin önünden kolaylıkla geçirmişler.Askerlerin salgın hastalıktan öldügü söylenince onlarda tabutları açma zahmetinde bulunmamıslar ve silahların bi bölümü bu şekilde Anadoluya geçirilmiş.


inşş yanıs hatırlamıodurum (:

Eline sağlık fatma deerli bi paylasım
_________________
.. fσяqσттєη ђσpєs вυяιє∂ ιη уσυя ѕσυℓѕ ℓσηєℓу qяανє "

mesai Mr. Green
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Mesaj Panosu -> Tarih ve Sanat Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevap Tarih
Yeni mesaj yok Diş Bakımında Yapılan 30 Hata filizmm Sağlık Bölümü 1 Pzr Ekm 19, 2008 12:11 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Engin Badem - İstanbul'dan Giderken Nurguzel Şiirler 1 Sal Ağu 26, 2008 8:23 am Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Atatürk'e Yapılan 41 Suikast hayal_t Kitap Özetleri 0 Per Haz 05, 2008 7:09 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Ahmet Erhan - At & Avrat & Silah OzNR Şiirler 3 Çar Nis 16, 2008 8:23 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Çay Lekesinden Yapılan Sanat Nevesta Etkileyici Resimler 9 Çar Nis 16, 2008 8:51 am Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Dekorasyonda Yapılan Dokuz Hata fragile Mobilya Dekorasyon Tasarım 0 Cum Şub 29, 2008 12:55 am Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Akılla Yapılan neval Özlü Sözler 1 Pts Şub 25, 2008 11:46 pm Son gönderilen mesajlar
Yeni mesaj yok Yapılan Sakarlıklar... fanatikkiz Mizahi Resimler Komik Videolar 13 Cum Oca 11, 2008 11:31 am Son gönderilen mesajlar


E-Kart  Firma Rehberi  Turkey Travel  Tv İzle  Web Tasarım Hizmetleri

Cep Melodileri - E-Kart - Gazete Oku - Turkey Travel - Bandırma Haberleri - Komik Resimler - Firma Rehberi
Sevginehri - Sayfa - Flash Games - İdealsohbet - Dudak Payı - Özlü Sözler - Ah kalbim - Gulsehri - Sizin Siteniz
 

Firma Rehberi      Benim Blog        

Copyright © Aralık 2002 Webmaster - Reklam - Tasarım: Grafdico.Com

XML NEWS  XML FORUMS


Website Statistics