Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Kitabın Adı:Dorian Gray'in Portresi
Kitabın Yazarı: Oscar Wilde
Yayıncı: Kastaş Yayınları
Çeviri: Adil Demir
İrlanda asıllı İngiliz yazar Oscar Wilde (1854-1900) çeşitli deneme ve öykülerinin ardından 1891'de yayınlanan tek romanı Dorian Gray'le büyük yankılar uyandırdı. Esas olarak özel yaşxxx ilişkin itirafları kapsayan romanda, en çok üzerinde durulan konu roman kahramanı genç ve yakışklı Dorian Gray'in düalist felsefeye sahip olması ve yaşadığı çift yaşamdır. Wilde'ın daha önceki çeşitli çalışmalarında da görülen bu biçim Dorian Gray'de doruk noktasına ulaşmıştır. Victoria Çağı ahlakının ikiyüzlülüğüne karşı sert bir tepki sayılan ünlü romanı, İbrahim Şener'in Türkçesiyle okurlarımıza sunuyoruz.
(Arka Kapak) _________________ bazen;
yıldızları süpürürsün, farkında olmadan
güneş kucağındadır, bilemessin
bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür
ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın
koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın
uçar gider, koşşan da tutamazsın
Kayıt: Sep 14, 2005 Mesajlar: 11760 Şehir: istanbul
Tarih: Pts Oca 07, 2008 1:25 am Mesaj konusu: Re: Dorian Gray'in Portresi
İngiliz emperyalizminin romantik kurbanı İrlanda asıllı romancı, hikayeci, şair ve oyun yazarı Oscar Wilde (1854-1900); büyük laf etme sevdasına, çocukça ve aşırı genellemelerine, hemen her konuda ahkâm kesme merakına ve karakterlerine kendi fikirlerini dikte ettirme zaafına rağmen beni en çok etkileyen birkaç edebiyatçıdan biri... Tıpkı düpedüz detone olmasına rağmen başka hiçbir şarkıcının asla yerini tutamayacağı büyüleyici bir ses gibi... Yapıtları kadar kişiliği ve sıradışı yaşamıyla da ünlenen Wilde'ın en etkileyici bulduğum eseri ise yüzyılı aşkın zamandır gençliğini ve güzelliğini korumayı başarmış bir klasik olan Dorian Gray'in Portresi...
Yazarın özel yaşxxx ilişkin itiraflarını kapsayan roman, yayımlandığı dönemde müthiş bir ahlaksızlık örneği olarak görülmüş, başta kibar sosyete olmak üzere tüm İngiltere tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmıştı. Wilde ise bu yüzeysel tepkilere romanının manifesto havasındaki önsözünde "Ahlaklı veya ahlaksız kitap olamaz. Kitaplar ya iyi yazılmıştır ya da kötü yazılmıştır." diyerek cevabını önceden vermişti.
Romanın başında, olağanüstü derecede güzel bir genç adam olan Dorian Gray her zaman genç kalacak olan portresinin karşısına geçip "Onun yerinde olmak isterdim! Eğer onun yerinde olabilseydim her zaman genç kalırdım. Bunun için her şeyi vermeye hazırım!" der. Dorian Gray kaybetmek zorunda olduğu her şeyi saklama kudretine sahip olan portresini ölesiye kıskanır. Bunu da kendisini bir modelden çok öte gören ressamın (Basil Hallward) karşısında açıkça dile getirir: "Beni boyadığın portreyi kıskanıyorum." Ve ekler: "Her geçen dakika benden bir şey alıp, ona veriyor. Oh, keşke başka türlü olsaydı! Keşke resim değişebilseydi ve ben her zaman şimdi olduğum gibi kalabilseydim!"
Dorian Gray'in edebiyat tarihinde yerini almış olan bu tuhaf dileği kabul olur. Portre çirkinleşip zalimleşirken kendisi hep genç, güzel ve saf kalır. İnsanlığı çürütmeye programlanmış zalim yıllar onun saçının teline bile dokunmadan geçer gider. Moda tabirle ?öteki Dorian Gray' olarak anabileceğimiz portredeki adamsa, hep güzel kalan Dorian Gray'in yaşadıklarının doğal sonucu olan sıkıntılarla günden güne solmaya ve çökmeye başlar. Bu doğaüstü durumu fark eden Dorian Gray çözümü portreyi saklamakta bulur. Ve portreyi saklayarak -Wilde'ın açıkça ?düalist felsefe'ye gönderme yaptığı- çifte yaşamını huzursuz bir paralel kurgu havasında sürdürür. Ancak hesaba katmadığı bir şey vardır: Güzelliğin yan etkileri... Romanın sonunda Dorian Gray aynada gördüğü güzel yüzden hoşlanmaz. "Onu mahveden güzelliği olmuştu"r çünkü... Ressamını öldürdüğü bıçağı bu sefer de uğursuz eserine saplar. Fakat zafer portrenin olur. Portre genç ve güzelken, kendisi kan ve kırışık içinde kalır.
Portrenin değişmesini fantastik bir oyun olmaktan çıkaran düşünsel dayanak, portrenin Dorian Gray'in ruhunun aynası haline gelmesidir. Portre ile sahibi arasındaki bu hüzünlü ilişkiyi gündelik hayatımıza göndermelerle dolu bulmuşumdur hep. Yüzümüze yansıtmadığımız duygularımızı içimizin derinliklerine atıp ifadesiz yüzümüzü cemiyette gezdirirken, gerçek duygularımızla boyanmış zalim ifadeli çirkin portrelerimizin karanlık bir yerlerde saklı olduğunu hissederim. Kötü kalpli yılların süratle geçtiğini haince yüzümüze vuran bu portreleri bir yerlere saklayıp üzerlerini örttük mü, portreyi yapanı ve bilenleri yok ettik mi, herkesi kandırabiliriz. Kendimizi bile. Sonuçta da portredeki yüzümüzle gerçek yüzümüz arasındaki fark ne kadar az olursa, çatışma o kadar kansız geçer.
Romandaki bir diğer zihin açıcı ilişki ise sinir bozucu bir paradoks örneği olan Dorian Gray ile Sibyl Vane'in absürd aşkı... Dorian Gray, üçüncü sınıf bir tiyatroda izleyip oyunculuk yeteneğine hayran kaldığı ve ilerde büyük bir sanatçı olacağına inandığı Sibyl Vane'e aşık olur ve kısa zamanda nişanlanırlar. Sibyl Vane ise Dorian Gray'in aşkı karşısında oyunculuk yapamaz olur ve artık inandırıcı bulmadığı sahneden nefret eder. Aşık olmadan önce oyunculuk hayatının tek gerçeğiyken, gerçek aşkı bulunca oynadığı oyunların sahteliğini fark eder ve bu durumu nişanlısına "böylesine aşıkken oyunculuk yapamam" diyerek açıklar. Bu samimi itiraf büyük aşka bir anda son verir. Çünkü Dorian Gray, oyunculuk yapamayan bir Sibyl Vane'i istemez. Oscar Wilde bu ilişki üzerinden toplumsal rollerimize arsızca sarılışımızın ardında hep eksikliğini çektiğimiz bir aşkın boşluğu olduğuna işaret ediyor olabilir mi?
Dorian Gray'in Portresi: Düşünce ile görünümün sonsuz bir çatışma içinde oluşunun melodramı. (Romanın daha başında "İnsanlar bazen güzelliğin yalnızca yüzeysel olduğunu söylerler. Bu böyle olabilir ama en azından düşünceler kadar yüzeysel değildir." cümlesiyle karşılaşırız. Ve düşünce ile görünümün zihin yıkıcı mücadelesi sayfalar çevrildikçe derinleşerek ölümcül bir hal alır.) Victoria döneminin içi boş görkemine, ikiyüzlülüğüne, çelişkilerine ve şuursuzluğuna etkili bir zehir gibi sızan satırlardan; kadınlar, erkekler, evlilik, bekarlık, aşk, soyluluk, gençlik, siyaset, sanat, hedonizm gibi konulardaki keskin tespitlerden oluşan sert, mizahi ve paradoksal bir anlatı. Wilde'ın, mevcut sistemin dinamiklerine eleştiren bir gözle bakabilme konusundaki eşsiz yeteneğinin ve dönemin soylularının, yüksek zevk sahibi aydınlarının, süslü leydilerinin çelişkili dünyalarını acımasızca eleştirme tutkusunun doruklara çıktığı sarsıcı bir yapıt...
Günümüz tüketim toplumunun bir histeri nöbetine dönüşen yüz gerdirme operasyonlarını, anti-aging reçetelerini, çamur banyolarını, lazer müdahalelerini, kozmetik ürün tüketimini içim burkularak Dorian Gray'in genç kalma tutkusuna benzetirim. Çevresindeki faniler kırışıp buruşarak ihtiyarladıkça kendisi hep genç ve güzel kalmak isteyen, içinde yaşadıkları dünyanın fenalıklarından asla etkilenmemeyi arzulayan Dorian Gray adaylarının sayısı hiç de az değil günümüzde. Asla yaşamamış gibi kırışıksız, aradan hiç zaman geçmemiş gibi genç... Oscar Wilde bugün yaşayıp da kurbanının sinirlerini felce uğratarak kırışıklıklarını görünmez, yüz ifadesini sabit kılan ve böylelikle onun hep genç ve ifadesiz kalmasını sağlayan bir zehir enjeksiyonu olan ?botoks' tedavisinin marifetlerini duysaydı, iki parmağının arasında zarifçe tuttuğu ünlü sigarasından derin bir nefes çekerdi herhalde.
Dorian Gray'in Portresi'ne olan hayranlığımı anlatmaya çalıştığım bu yazıyı yine bu romandan bir alıntıyla, paradoksların yazarı Oscar Wilde'ın ruhuna yakışır biçimde, noktalamak isterim: "Belki de hayranlığın hiçbir zaman sözcüklere dökülmemesi gerekiyor."
Picus Dergisi'nin Temmuz-2004 (12.) sayısında yayımlanmıştır.
Bu kitabı okuduğumda Avrupalının Ömer Hayyam'ı bizden daha çok önemsediği dikkatimi çekmişti. Teşekkürler annecim _________________
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
_____________________________________
Ya ver bana mihnetimce tâkat, Ya tâkatım olduğunca mihnet...
işte hayatımı değiştiren kitap buuuu _________________ sanki ben var değilim
var olan yalnızca içime işleyen
etrafımı dalga dalga saran
sen ve verdiğin acı
oysa sen
sırtındaki zıpkının kanlı yarası
kanayıp içine aktıkça
daha hırslanıyor ve
benim girdabımdan kurtulmaya çalışırken
aslında kendi içinde boğuluyorsun
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız