Tarih: Pts May 28, 2007 3:48 pm Mesaj konusu: Kant’a Göre Katil Zanlısına Arkadaşınızın Yerini Söylemek...
Kant’a Göre Katil Zanlısına Arkadaşınızın Yerini Söylemek Neden Etiktir?
Kant’ın ahlak anlayışı bağlamında önemli bir ikilemin ortaya konması, konunun ne kadar tartışmalı olduğunun ve derinlemesine bir akıl yürütme gerektirdiğinin de bir kanıtı olarak görülebilir. Burada tartışacağımız ikilem ya da örnek olay, daha önce Göttingen Üniversitesi teoloji profesörü Johann Daniel Michaelis (1717-1791) tarafından dile getirildiği anlaşılan(1), ancak Kant(2) ile popülerlik kazanan “yardımseverlik amacıyla yalan söyleme hakkı” üzerinedir. Kant, bazı felsefecilerin doğru söylemeyi bir erdem olarak görmelerine karşın, istisnai durumlarda “yalan söyleme hakkının” olduğunu savundular. Onlara göre, bu istisnalara katil zanlısına, evinize sığınan arkadaşınızı ele vermek de dahildir. Çünkü, doğru sadece ve sadece, “doğruya hakkı olan” kişilere söylenebilir. Eğer bir kişi başkalarına zarar vermeyi hedefliyorsa, doğruya hakkı yoktur.
Kant’ın ahlak anlayışı bağlamında konuyu tartışmadan önce, kısaca Kant’ın “doğruya hakkı olmak” düşüncesi üzerine eleştirisini ortaya koymakta yarar vardır. Kant’a göre, böyle bir tavır, doğru söyleme hakkını kişinin kendi iradesine bağımlı kılar ki, bu durum “doğruluk hakkını” en baştan öznelleştirir. Oysa Kant’ın ahlak anlayışının temelinde nesnellik arayışı vardır.
Böyle bir giriş, Kant’ın ahlak anlayışındaki biçimselliği ortaya koymamızı kolaylaştırır. Biçimsellikten anlaşılması gereken her türlü deneyimden önce geliştir. Bir başka ifadeyle, deneyimlerimize göre değişen bir ahlaktan ziyade, her koşulda aynı davranmayı gerektiren kodlar içerir ahlak. Kant’ın, arkadaşınızın evinde olduğunu, onu arayan katil zanlısına söyleyip söylememe sorununa çözümsel yaklaşımı da biçimsellik üzerine kuruludur. Asıl amaç bütün ifadelerinde aklın yönlendirdiği yasalara hiçbir istisna kabul etmeksizin bağlı olmaktır. Kant’a göre, doğru söylemek aklın bir yasası ise, bir ödev ise, bazı durumlarda yalan söylemek insanlığa ve ödeve karşı yapılmış bir “yanlıştır”. Bu durumda, Kant’a göre, katil zanlısına, doğruyu, yalnızca doğruyu söylemek etiktir.
Peki ya arkadaşınıza tavrınız? Doğruyu söylemekle ona da etik davranmış oluyor musunuz? Sıradan bir akıl yürütme, doğru sözün arkadaşınıza zarar vereceğinden söylenmemesi gerektiğini söyler. Böyle bir akıl yürütme, doğru söylemek eylemi ile arkadaşınızın zarar görmesi arasında koşulsuz bir doğru orantı kurar. Oysa Kant açısından bu iki yönlü ahlaki hata içerir. İlk hata, “zarar”, “acı” gibi “yararcı” kavramlar üzerine ahlakın inşa edilmesidir. Buradaki temel sorun, olumsal (durumsal, contingent) bir insan değerini diğerlerinin üzerine çıkarmaktır ki burada yapılan zarar görmemenin (mutluluğun) ön plana çıkarılmasıdır. O zaman, yapmamız gereken bütün iş, bu değere nasıl ulaşılacağı yolunda araçsal bir tavır takınmaktır ki o zaman felsefi etik, yarı bilimsel tekniklerin en etkili değer maksimizasyonunu hedeflemesinden başka bir şey olmayacaktır. Bu durumda, son (örneğin mutluluk), aracı meşrulaştıracaktır. Kant’a göre, böyle bir anlayış, insanoğlunun asaleti ile uyumlu olmayacaktır. İnsanoğlu Kant’a göre “diğer doğal yaratıklarda kendi özgürlüğü dolayısıyla, yani fiziki nedenlerden ziyade akıldan kaynaklı eylem kapasitesi ile ayrılır. Ahlakiliği, görgül (empirik) değerler ile, sadece bazı olumsal olgularla temellendirmeye çalışmak, insanlığın bu temel özelliğini karaltmaktır. Zira insan temelde özgür ve ussal bir yaratıktır. Bu nedenle, sadece aklın belirlediği bazı sonlar, insanlığın asaletine saygı gösterecek ahlaki bir kural için temel değeri sağlayabilir.”(3) Nitekim, herhangi bir hayvan da bir çeşit yararcı düşünce ile hareket edebilir (örneğin acıdan kaçabilir). Oysa bir zarardan söz ediyorsak, ortada bir zarar var ise, bu “hakikatin temel kaynağının bozulması”ndan başka bir şey değildir. Buna neden olan da, doğru söylemek değil, yalan söylemektir.
Doğruyu söylemek ile arkadaşınızın acı çekmesi arasında kurulan doğru orantının ikinci hatası Kant’a göre, rastlantısal bir durumun sanki mutlak bir gerçekleşme olarak sunulmasıdır. Doğruyu söylemek ile oluşacağı öne sürülen zarar sadece bir varsayımdır ve olması da zorunlu değildir. Örneğin, katil zanlısına yalan söylediğinizi varsayalım. Bu durumda arkadaşınızın kurtuluşu mutlak bir gerçekleşme midir? Kant’a göre böyle bir şey söz konusu değildir. Katil zanlısı sizin yalan söylediğinizi düşünüp evin etrafını gözetleyebilir. Bu sırada sizin evinizde olduğunu zannettiğiniz arkadaşınız da arka kapıdan veya pencereden bahçeye kaçmış olabilir. Bu durumda, katil zanlısı arkadaşınızı yakalayacak ve ona zarar verecektir. Bu bir olasılıktır ve yalan söylemenin mutlaka bir kurtuluş olamayacağını imler. Hatta, bu durumda, söylediğiniz yalan sebebiyle arkadaşınız zarar gördüğü için siz de sorumlu olursunuz. Aynı şekilde, bu sefer doğruyu söylediğinizi düşünelim. Bu durumda, evinizi gözetlemeye devam eden katil zanlısını komşularınız da fark edip polise yakalattırabilir ve arkadaşınızın zarar görmesi engellenebilir. Bu da bir olasılıktır. Bu da bir rastlantısallıktır ve görüldüğü gibi bir zarar ile sonuçlanmak zorunluluğu olmadığını gösterir. Burada önemli olan Kant’ın bize inanılır hikayeler anlatması ya da anlatmaması değildir. Önemli olan, ahlak anlayışının evrensel temeller üzerine kurulması gerekliliğidir. Bu nedenledir ki, varsayımsal kişisel zararlardan ziyade, Kant’ın ahlak anlayışı genel olarak her koşulda yalan söylemenin insanlığa karşı bir zarar verdiği üzerinden hareket eder.
Sonuç olarak, Kant’a göre, insanlar kendi değerlerini, doğadaki diğer yaratıklardan kendisini temelden ayıran özellik olan özgürlükten alır. Zira, ahlak sadece ve sadece özgür olanlar için söz konusu olabilir ya da anlam kazanır. Akla dayalı hareket, akılla temellendirilmiş eylem ancak ahlaki olabilir. Örneğin taşın kafanıza düşmesi ahlaki bir eylem değildir zira özgür irade taşta söz konusu değildir. Bununla birlikte, eğer söz veriyorsanız, bunu tutmak zorundasınızdır. Ama bunu tutma nedeniniz, size mutluluk vermesi veya başka bir neden değildir. Sadece tutmak “zorunda” olduğunuz için bu sözü tutmalısınız. Bunu hisse dayalı bir nedene veya bir sona bağlamadan yapmalısınız.(4) Bu nedenle Kant hipotetik olmayan kategorik imperatif kavramını kullanır kendi ahlak anlayışında. Eğer bir eylem, başka bir araç dolayımıyla iyi olarak değerlendiriliyorsa, o zaman hipotetiktir. Yani “şu şeyi, başka bir şeyi istediğim için yapmalıyım” dediğiniz her eylem, hipotetik imperatif sınıfına girer. Bu ahlaki değildir. Ahlaki olan kategorik imperataiftir, yani hiçbir dolayım olmaksızın “kendinde iyi”yi temsil edecek davranışta bulunmaktır. Yani “başka hiçbir şeyi istemeseydim bile, şu ya da bu biçimde hareket etmeliyim” diyebiliyorsanız ancak eyleminiz ahlakidir
-alıntı- _________________ söylediklerimden çok
Sustuklarım
seçtiklerimden çok
Reddedilmek için
ne kadar varsam
o kadar kimseyim kendime.
Kayıt: Sep 14, 2005 Mesajlar: 11758 Şehir: istanbul
Tarih: Pts May 28, 2007 5:11 pm Mesaj konusu:
Kant'a göre yardımseverlik amacıyla yalan söyleme hakkı, diğer felsefecilerin bu konuda ki görüşlerini merak ettim dogrusu, arama yaptım. Buldugum sonucu da aşagıda alıntı olarak veriyorum .Banada Kant'ın bu konudaki görüşü çok mantıklı geldi.Birinin hayatını kurtarma ugruna söylenebilir diye düşünüyorum.Gerçi İslam dininde de 3 yerde yalan söyleme hakkı verilmiş.Onun harcindekileri haram kılmış.
Bazı alimler; bu üç yerde her türlü yalan caizdir. Bunların dışında da bir maslahâta binaen caiz olabilir. Meselâ yanında saklanan birisini öldürmek isteyen bir zalime, sorduğunda bilmiyorum demesi ittifakla vaciptir. Mezmum yalan, zararlı olan yalandır. Hz. Ibrahim (as) putlar için "Onları büyükleri kırdı, ben hastayım" demişti (21/63). Karısını elinden almak isteyen zalimlere de onun kızkardeşi olduğunu söylemiş (içinden de dinde kardeşi olduğunu kastetmiş)'ti(Buhari, Enbiya 8; Müsned, NI/244) derler. Diğer bazı alimler de: Yalan hiç bir yerde caiz olmaz. Bu üç yerde de ancak tevriyeli, yani Hz. Ibrahim (as)'in sözünde olduğu gibi doğruya da ihtimalı olacak şekilde caiz olabilir. Meselâ koca, karısına elbise, mobilya vs. sözü verir, içinden de, imkân bulursam günün birinde alabilirim de" diye düşünür veya sevdigine, dünyada bir tane olduğunu söyler ve bununla içinden bu sözün doğruluk yönünü düşünür. Harpte ise düşmana meselâ, baskomutanınız öldü, der, bununla daha önce ölen komutanlarını kasteder vs... derler (Krs. E1-Mubarekfûrî, Tuhfetü'1-Ahvezi, VI/69; Davudoğlu, X/564; Tecrid, IX/112 vd.) ki, Taberi bunlardandır. Ama sözkonusu hadiselerde bir ayırım yapılmamıştır.
_________________
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
Resimleri ve Videoları Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir Foruma üye ol veya giriş yap
_____________________________________
Ya ver bana mihnetimce tâkat, Ya tâkatım olduğunca mihnet...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız