neval Moderator


Kayıt: May 30, 2006 Mesajlar: 7613
|
Tarih: Per Kas 08, 2007 4:58 pm Mesaj konusu: Hayat Bir Mülk Degildir |
|
|
Bir hayatımız var.Yeryüzünün bir köşesinde,şöyle veya böyle sürdürdüğümüz bir hayatımız var.Bu hayat bize verilmiş,biz istesek de istemesek de bu hayat bize verilmiş.Ne vermiş,kim vermiş,niye vermiş bilemiyoruz.Hatta “verilmiş” mi,”oluşmuş” mu onu da bilemiyoruz.Birtakım görüşlerimiz,düşüncelerimiz,kabullerimiz olsa da bu konuda,apaçık bir bilgimiz yok.Kesin olan ben ve “ben”in içinde yer aldığı nesnel dünyadan oluşan bir hayat.
Kendimizi kendi istencimizin dışında içinde buluverdiğimiz,önü ve sonu belirsiz olan bu hayatın,bize neden kim tarafından verilmiş olduğunu,verilmiş mi oluşmuş mu olduğunu sorgulamaktan çok,bu hayatın,bir hayat olarak nasıl bir ilişkiye layık olduğunu,nasıl bir değer olarak algılamak gerektiğini sorgulamak bana daha önemli geliyor bir bakıma.Çünkü,hayat bir insanın “ben”ini oluşturması ve yaşaması için bir kereliğine ele geçirebildiği bir olanak.İnsanın öbür dünya inancı olsa da,bu inanç doğru olsa da,içinde bulunduğumuz hayatın bir kerelik oluş niteliğini yok etmeye yetmez.Şöyle ki,bu hayattan sonra bir hayat olsa bile,o hayat,bu hayat olmaz,o artık “başka” bir hayat olur.
O zaman sormak gerekir,görünüşe bakılırsa bir kereliğine verilmiş,ya da bir kereliğine oluşmuş bu hayatın “değeri” nedir?.. Hemencecik,böyle bir kerelik yaşanabilen bir hayatın değerine paha biçilemeyeceği öne sürülebilir.Böyle düşünmenin haklılığı da vardır.Ama insanların hayatın bir kereliğinden kalkarak değer biçmelerinden sakıncalı sonuçlar da çıkabilir.Bu yaklaşımla sanki hayat bir “fırsat” gibi görülüp,yağmalanırcasına yaşanabilir ve bunun hayatın değerini bilmek olduğu sanılabilir.Bu da hayatın araçsallaşmasına,yaşanıp değerlendirilmesi yerine kullanılmasına yol açar.Yani hayat,kendisinden durmadan yararlanacağımız,türlü türlü zevkler alacağımız salt bir mülk niteliğine indirgenir.Hayatı bu nitelik içinde görüp değer biçmek,onunla olan ilişkimizi bir arabayla,bir villayla,bir yemekle, kısacası bir nesneyle kurduğumuz ilişkinin dar sınırlarına hapseder
Hayatın böyle bir mülk gibi görülmesi yanlışı,yalnızca,hayatın bir kereliğini düşünenlerin içine düştüğü bir yanlış değildir.Aynı şekilde,hayat geçici de olsa,bir kerelik olmadığını düşünenler,buna inananlar da aynı yanlışa düşer.Bunlar da bu hayatı, “öbür dünya” için verilmiş bir hayat olarak görür.Asıl ve ebedi hayat için verilmiş bir hayat olarak gördüğü bu hayatı,”sahici” olmadığını düşünerek bu hayatı ”ebedi hayat” için kullanır.Yani o da hayatı araçsallaştırır.Kendi değerinden ötürü değil de “öteki hayat”ın amacı için araç olarak değer biçer.Onun için hayat, kendinden kalkılarak,kendi için yaşanan bir “değer” olmaktan çıkıp,başka bir hayat için kullanılıp tüketilen bir mülke dönüşür.
Hemen şunu söyleyeyim,hayatı böyle mülkleştirdim mi,artık o hayat sizin olmaz.Bu şekilde mülkleştirerek bizim olacağını sandığımız hayat, asıl o zaman yitirilir.Kendi hayatınız kendinize yabancı bir hayat olup çıkar.Bu yüzden başkalarının hayatına imrenirsiniz.Kendi hayatınız sandığınız hayatı beğenmez,eksik bulursunuz.Başkalarının hayatındaki yalnızca parayı,serveti mevkiiyi,başarıyı görür,kıskanır,benzer hayata sahip olmak için yanar tutuşursunuz.Etrafta kendi hayatınızı küçük görecek,bir sürü “büyük hayatlar” görürsünüz.Oysa bir hayatı küçük veya büyük yapan o hayata ilişkin para pul mal mülk,mevki ve bunlara yönelik birtakım başarılar,başarısızlıklar değildir.Bu ekonomik ölçüler hayatın “değer” ini ölçemez.Ama,ne yazık ki,hayata bir mülk olarak bakma yanlışlığını işleyenler için bunlar birer ölçüdür.
Şurası açık,bu türden ölçüleri önemsenmesine yol açan hayatın mülkleştirilme anlayışının özünde hayat-amaç ilişkisini doğru saptayamamak yatar.Tabii bu söze karşılık,doğal olarak,hayatın bir amacı var mı diye bir soru sorulabilir.Bu soruya verilecek yanıt konumuz açısından da son derece önemlidir.Eğer hayatın bir amacı vardır,deyip benimsediğimiz amaca doğru hayatımızı kurgular ve tüketmeye başlarsak hayatın gene bir “araç” haline girmesi durumuyla yüz yüze geliriz.Amaç ne olursa olsun,ne kadar “ulu” bir amaç olursa olsun,hayatı araçsallaştırdığından dolayı insansal olmayacak ve hayatı mülkleştirecektir.Öte yandan hayatın bir amacı yoktur,öylesine bir hayattır işte,deyip hiçbir şeye aldırış etmemek,hayatın tadını çıkarıyorum diye,suyunu çıkarmak da hayatı “harcamanın” kestirme bir yoludur.
O halde ne yapacağız?..Dilerseniz bu noktada I.Kant’ın etik bir ilkesini belirleyen şu sözlerine yer vereyim: “Her defasında kendine olduğu kadar başkalarına da sırf araç olarak değil de,aynı zamanda amaç olarak görecek şekilde eylemde bulun.”
Evet hayat var, biz siz varız, biz siz ve hayat amacın kendisiyiz,öyle görmeli,öyle davranmalıyız.
Dolayısıyla hayatın kendisi dışında bir amacı gerçekleştirmek için kullanılması hiç de doğru değil.Hayatı bir takım amaçları gerçekleştirmek için gelmedik,hayatı yaşamak için geldik.Bu yaşamam süreci içinde elbette birtakım amaçlarımız olur,ama bu hayatın içindedir.hayatın bu amaçlar için değil,bu amaçların hayat için olduğunu ve asıl amacın hayat,diğer tüm amaçların birer araç olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir.
Bu noktada,hayatın amacının hayat olması insanı erdemsizleştirebilir,asıl ve en büyük amaç hayatsa insan bunun için alçalabilir diye bir kaygı duyulabilir.Bu kaygı yersizdir,şöyle söyleyeyim,hayatın amaç olmasıyla sağ kalmanın amaç olması ayrı şeylerdir,hayatı amaç olarak benimsemek,ne olursa olsun sağ kalmayı benimsemek değildir.Asıl hayata araç muamelesi yapanlar,onlara bu aracı veren sağ kalış adına onursuzlaşabilirler.
Yani,anlayacağınız,hayatı doğru yaşamının temel ilkesi hayatın kendisini amaç ve en yüce değer olarak görüp ona göre davranmaktır.Hayat ancak hayat için harcanabilir.Bu doğru harcama ise hayatı doğru algılamaktan geçebilir.Hayatı doğru anlamlandırmayan,onu mülkleştiren kimse hayatı hayat için harcıyorum derken,kendini de ,başkalarını da hayatı da harcar.
Bir insan geriye dönüp baktığında gördüğü bu bağlamda “doğru” ve “iyi” yaşanmış bir hayatsa onun için bundan daha büyük haz verici bir şey olamaz.Ama bir insan geriye baktığında gördüğü mülkleştirilerek yaşanmış bir hayatsa,onun için bundan daha mutsuz edici,hırçınlaştırıcı bir şey de olamaz.İnsanın yaşlılığı için kendisine bırakabileceği en büyük miras iyi/mülkleştirilmeden yaşanmış bir hayattır.Böyle bir hayatın kapısını ölüm çaldığında,herhalde bilgece bir gülümsemeyle karşılaşır.
Çünkü hayat “gerçekten” yaşanmıştır.
alıntı _________________ söylediklerimden çok
Sustuklarım
seçtiklerimden çok
Reddedilmek için
ne kadar varsam
o kadar kimseyim kendime. |
|