Tarih: Cum Mar 17, 2006 1:37 pm Mesaj konusu: Çanakkale Şehitlenin Mektupları
Çanakkale şehitlerinden Muallim Hasan Ethem merhumun annesine yazdığı mektup:
“Valideciğim!
Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!
Nasihat-âmiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının gölgesinde otururken aldım... Sanki bülbül, bu terennümü ile benim duygularımı aksettiriyordu. "Validen kaderine küssün, ne yapalım! O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı derûni nameleri duyacak idi.
Şu anda bu güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Davudî sesli yiğit bir er, ezan okuyordu. Dünyanın bütün dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı diktim. Ağzımı açtım ve dedim ki: "Ey yerlerin ve göklerin Rabbi! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halık’ı! Sen bütün bunları bizlere verdin. Yine bizlerde bırak! Böyle güzel yerler ve şu nimetler, seni takdis ve senin yüceliğini tasdik eden bizlere ait olsun.
Ey benim Ulu Allah’ım! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri, Senin ism-i celalini İngiliz ve Fransızlar’a tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde Sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını (zaten kahrettin ya) bütün bütün mahveyle." diyerek dua ettim ve kalktım.
Anneciğim, diğer oğlun Halid de benim gibi güzel yerlerdedir. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor! İnşaallah düşman askerlerini kahreder de zaferle yanına döner ve düğünümü yaparız olmaz mı?
Valideciğim, bizleri dualarından unutma! Allah senden razı olsun.”
Küçük bir Anadolu kasabasında büyüyen Ali anılan tarihlerde er olarak Gelibolu'da askerdedir. Askere gitmeden önce anası saçına kına yakmıştır. Bu durumla arkadaşları ve üstleri alay etmektedirler ve yakında silah altına alınacak olan kardeşi vardır. Ali ailesine mektubunda şöyle seslenir:
"..............Anacığım askere gelirken ne için saçıma kına yaktın anlamadım,sen kırılmayasın diye seslenmedim ama burda arkadaşlarım alay edip gülüyorlar.Bari kardeşime yapma bunu....." der."
Küçük bir birlikte askerdir, sıra Ali'nin birliğine gelir cephede savaşmak üzere.Ali'nin birliğinin komutanı bu birliğin hazır olmadığını, silah ve techizatının bulunmadığını ve bile bile ölüme sürüklemek olacağını bilir üzülür ama Ali ve kahraman arkadaşları durumdan çekinmez ve komutanlarına ısrarla katılalım derler,çaresiz komutan kabullenir ve tahmin edeceğiniz üzere Ali ve arkadaşlarının kahramanca savunmaları onları ölümden kurtarmaz şehit olurlar.
Ali'nin şehadetinden sonra ailesinden mektup gelir, komutanları açıp okurlar mektupta babası ve annesi aynen şöyle seslenirler:
"......... Oğlum Ali ananla ben iyiyiz.Kardeşinide askere yolladık.Sabana koştuğumuz varımız yoğumuz bir öküzüde onun yol masraflarını karşılasın diye sattık. Öküzün yerine ben sabanı çekiyorum.Kolaymı asker anası-babası olmak.Olsun sakın üzülmeyesin zaten iki boğaz kaldık geriye fazlada zahireye ihtiyacımız kalmadı.Allah'a emanet ol. Ananında bir diyeceği var oğul.Anan der ki: Oğlum saçına kına yaktım diye arkadaşların alay eder gülerlermiş.Onlara de ki;
bizde 3 şey için kına yakılır.
1. Kurbanlık koyuna(Allah'a kurban olsun diye)
2. Gelin olacak kıza (Gitsin evine eşine ve çocuğuna adasın kendini diye)
3. Askere yolladığımız oğullarımıza (VATANA KURBAN OLSUN DİYE!..)
Kızmayasın, elbette kardeşinede kına yaktım.Vatanımızı iyi savunun gerekirse kurban olun,hakkımı helal etmem sonra oğul..."
“Bu günlerde her zamankinden daha önemli muharebelere gireceğiz.Bilirsin , her muharebeye giren ölmez. Fakat eğer ben ölürsem sakın gam yeme... Beni ve seni yaratan Allah bizi nasıl dünyada birbirimize nasib etti ise , benden şehitlik rütbesini esirgemediği taktirde , elbette , ruhlarımızı da birbirine kavuşturur.Vatan yolunda şehit olursam bana ne mutlu.Ancak , sana bir vasiyetim var :
Birincisi benim için kat’iyyen ağlama...
İkincisi, eşyamın listesi ilişikte.Bunları sat , ele geçecek paradan “mihr-i muaccel ” ve “mihr-i müeccel ” ini al , üst tarafı ile bana bir mevlüt okut.Eğer bunlar sana borcumu ödemezse hakkını helal et ve ilk gece aramızda geçen sözü unutma...”
Ayrıca mektubun içinden kırmızı kordelaya bağlı bir de saç demeti çıkar.Saçın tazeliği bunun mini mini bir yavrunun başından kesilmiş olduğunu göstermektedir.
İşte o zaman herkes Zahid’in evli olduğunu ve Nadide isminde de bir yavrusunun varlığını öğrenir.Çünkü Zahid Üsteğmen cepheye gelirken arkasında evlad ü iyal düşüncesini de bırakmıştır.Ve savaş boyunca ne izin isteyerek evine gitmeyi düşünmüş ne de o konuda iki çift laf etmiştir.
Zahid , 9 Ocak 1916’da şehit olur.
Gümüşhane’nin Şiran ilçesinden Üsteğmen Zahid , Aziziye ilçesinin Kılıç Mehmet Bey köyünden Ahmet Efendi’nin kızı , eşi Hanife Hanım’a yazdığı ve vasiyetini bildirdiği mektubunu şu cümle ile bitirir :
“Bu vasiyetimi aldığınız zaman yüksek sesle ağlamanıza razı değilim.” _________________
Kolağası (Ön Yüzbaşı) Bölük Komutanı - Mehmet TEVFİK- 1881 İstanbul
Sebebi hayatım, feyz-ü refikim,
Sevgili babacığım,valideciğim,
Arıburnu'nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan ve pantolonumdan kurşun geçti, hamdolsun kurtuldum.Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağımdan ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum.
Hamdü senalar olsun Cenab-ı Hakk'a beni bu rütbeye kadar isal etti.Yine mukadderatı ilahiye olarak beni asker yaptı.Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetiştirmek mümkün ise öylece yetiştirdiniz.Sebeb-i Feyz-ü refikim ve hayatım oldunuz.Cenab-ı Hakk'a ve sizlere çok teşekkürler ederim.
Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı hak etmek zamanıdır.Vazife-i mukaddese-i vataniyeyi ifaya cehdediyorum.Rütbe-işehadete suudedersem Cenab-ı Hakk'ınen sevimli kulu olduğuma kanaat edeceğim.Asker olduğum için bu her zaman bana pek yakındır,sevgili babacığım ve valideciğim.Göz bebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezih'ciğimi evvele Cenab-ı Hakk'ın saniyen sizin himayenize tevdi ediyorum.Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen yapınız.
Oğlumun talim ve terbiyesine siz de refikamla birlikte lütfen sayediniz.Servetimizin olmadığı malumdur.Mümkün olandan fazla birşeyi isteyemem,istesem de pek beyhudedir.Refikama hitaben yazdığım matuf mektubu lütfen kendi eline veriniz.Fakat çok müteessir olacaktır,o teessürü izale edecek vechile veriniz.Ağlayacak üzülecek tabi teselli ediniz.Mukadderat-ı ilahiye böyleymiş.Malumat ve düyunatın hakkında refikam mektubunda laf ettiğim deftere ehemmiyet veriniz.Münevver'in hafızasında ve yahut kendi defterinde mukayyet düyunat da doğrudur.Münevver'e yazdığım mektubum daha mufassaldır.kendisinden sorunuz.
Sevgili baba ve valideciğim ,
Belki bilmeyerek size karşı birçok kusurlarda bulunmuşumdur.Beni affediniz,hakkınızı helal ediniz,ruhumu şadediniz,işlerimizi tavsiyesinde refikama muavenet ediniz ve muin olunuz.
Sevgili Hmşirem Lütfiye'ciğim,
Bilirsiniz ki sizi çok severdim.Sizin için vesayemin yettiği nisbette ne yapmak lazımsa yapmak isterdim.Belki size karşı da kusur etmişimdir,beni affet ,mukadderatı ilahiye böyle imiş hakkını helal et ruhumu şadet , yengeniz Münevver hanımla oğlum Nezih'e sen de yardım et , sizi de Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve himayesine tevdi ediyorum.
Ey akraba ve ehibba ve evda , cümlenize elveda , cümleniz hakkınızı helal ediniz.Bnim tarafımdan cümlenize hakkım helal olsun.Elveda , elveda..Cümlenizi Cenab-ı Hakk'a tevdi ve emanet ediyorum..
Ebediyen Allah'a ısmarladım.
Sevgili Babacığım ve Valideciğim....
Oğlunuz Mehmet Tevfik
(Mehmet Tevfik , 2 Haziran 1915 günü yaralanmış ve Çanakkale Askeri Hastanesi'nde şehitlik rütbesine ulaşmıştır) _________________
Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı diktim. Ağzımı açtım ve dedim ki: "Ey yerlerin ve göklerin Rabbi! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halık’ı! Sen bütün bunları bizlere verdin. Yine bizlerde bırak! Böyle güzel yerler ve şu nimetler, seni takdis ve senin yüceliğini tasdik eden bizlere ait olsun.
Oğlum Ali ananla ben iyiyiz.Kardeşinide askere yolladık.Sabana koştuğumuz varımız yoğumuz bir öküzüde onun yol masraflarını karşılasın diye sattık. Öküzün yerine ben sabanı çekiyorum.Kolaymı asker anası-babası olmak.Olsun sakın üzülmeyesin zaten iki boğaz kaldık geriye fazlada zahireye ihtiyacımız kalmadı.Allah'a emanet ol. Ananında bir diyeceği var oğul.Anan der ki: Oğlum saçına kına yaktım diye arkadaşların alay eder gülerlermiş.Onlara de ki;
bizde 3 şey için kına yakılır.
1. Kurbanlık koyuna(Allah'a kurban olsun diye)
2. Gelin olacak kıza (Gitsin evine eşine ve çocuğuna adasın kendini diye)
3. Askere yolladığımız oğullarımıza (VATANA KURBAN OLSUN DİYE!..)
Kızmayasın, elbette kardeşinede kına yaktım.Vatanımızı iyi savunun gerekirse kurban olun,hakkımı helal etmem sonra oğul..."
Yapraksu bu alıntılardan sonra yorum yapmak hoş olmayacak,yalnız bu vatan böyle vatan oldu.Harika mektuplar bulmuşsun arkadaşım sana çok teşekkür ediyorum. _________________
_____________________________________
Ya ver bana mihnetimce tâkat, Ya tâkatım olduğunca mihnet...
"25 Nisan 1915 günü Conk Bayırı'nda Türkler ve birleşik kuvvetleri arasında korkunç siper savaşları oluyor. Siperler arasında 8-10 metre mesafe var. Süngü hücumundan sonra savaşa ara verildi. Askerler siperlerine çekildi. Yaralılar ve ölüler toplanıyor. İki siper arasında açıkta ağır yaralı ve bir bacağı kopmak üzere olan İngiliz yüzbaşısı avazı çıktığı kadar bağırıyor, ağlıyor, kurtarın diye yalvarıyordu. Ancak hiçbir siperden, kimse çıkıp yardım edemiyordu. Çünkü en küçük bir kıpırdanışta yüzlerce kurşun yağıyordu. Bu sırada akıl almaz bir olay oldu. Türk siperlerinden beyaz bir bayrak sallandı. Arkasından aslan yapılı bir Türk askeri, silahsız siperden çıktı. Hepimiz donup kaldık. Kimse nefes alamıyor, ona bakıyorduk. Asker yavaş adımlarla yürüyor, siperdekiler nişan almış bekliyordu. Asker yaralı İngiliz subayını okşar gibi yerden kucakladı, kolunu omzuna attı. Ve bizim siperlere doğru yürümeye başladı. Yaralıyı usulca yere bırakıp geldiği gibi kendi siperlerini döndü. Teşekkür bile edemedik. Savaş alanlarında günlerce bu kahraman Türk askerinin cesareti, güzelliği ve insan sevgisi konuşuldu.
Dünyanın en yürekli ve kahraman askeri Mehmetçiğe derin sevgi ve saygılar...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız